Ödev Sitesi aradagınız tüm konular!!

Ödev Sitesi aradagınız tüm konular!!

Kpss Sınavında Çıkabilecek Güncel Konular KPSS-A Nedir, KPSS-B Nedir? Kpss Vatandaşlık Uluslararası Kuruluşlar Sunusu Tarih, Coğrafya, Vatandaşlık, Eğitim Bilimleri ve Matematik Kpss Vatandaşlık,Anayasa ve Tarih İle İlgili Sınav Kazandıracak Püf Noktaları Kpss A Sınavlarına Hazırlık İçin Temel Başvuru Kaynakları Kpss Türkçe Ders Notları Kpss İngilizce Ders Notları Kpss İnkılap Tarihi Ders Notları Kpss Matematik Konu Anlatımı - Kpss Coğrafya Ders Notları Kpss Tarih Ders Notları

iklimin insan üzerindeki etkileri nelerdir?-iklim insan yaşamını

23/3/2009
Kategori: Tarih

http://www.yaklasansaat.com/resimler/kuresel_isinma/rapor2.jpg
İnsanoğlu, uzun zamandan beri, hava ve iklimin sağlıklarını etkilendiğinin farkındadır. Yaklaşık ikibinbeşyüz yıl önce, Hipokrat, iklimde varolan bölgesel farklılıklar ve bunların sağlık durumları ile olan ilişkileri üzerinde kitaplar yazmıştır. Mevsimsel değişimler ve hava olaylarının insan sağlığı üzerindeki etkisi konusunda her yörede belli inanç ve kanılar geleneksel olarak vardır. “Ateş” olarak tanımlanan,genelde malarya (sıtma) olarak isimlendirilen enfeksiyon asırlar boyu değişim göstermiş, huy, değişik psikolojik rahatsızlıklar, kışın gözlenen ağrı ve sızılar veya sıcak dalgaları çok genç veya çok yaşlı insanlarda ölümlere neden olmuştur.
İklim, yaşamın gereklerinin yerine getiren bir kaynaktır. Yıllar boyunca bu kaynağa, barınak yaparak, yiyecek üreterek, enerji elde ederek çevre koşullarıyla birlikte uyum sağlamaya çalışmıştır. Bizim gereksinim ve üretimlerimiz doğrudan iklim ve mevsimlere bağlıdır.
Gezegen üzerinde yaşayan tüm canlılar, çevrenin bir parçası olarak biyolojik olarak iklime uyum sağlarlar. Bu insanoğlu içinde geçerlidir. İnsanoğlunun diğer canlılardan farkı ise görülür şekilde çevresini kendine uydurabilmesi, şekillendirebilmesidir. Davranışlarımız, inşaat/bina şekilleri ve toplumlar yerel iklime uygun şekilde gelişir.
Yakın geçmişte, düzenli olarak oluşan hava olayları ve iklim değişikliklerinin dünya genel iklimini etkilediği yönünde bir düşünce ortaya çıkmıştır. 1997-98 El Nino olayı küresel boyutta en etkili hava olayı olarak kayıtlara geçmiştir. El Nino kuraklık, sel, yağmur ve hesapta olmayan sağlık sorunlarına neden olmuştur.
Tartışmasız, insanoğlunun küresel iklim ve doğal denge üzerindeki etkisi büyüktür. Gelecek yüzyıl ve daha ileri yıllardaki belirgin iklim değişmeleri şimdiden tahmin edilmeye başlanmış ve olası sonuçları hakkında senaryolar üretilmiştir. Bu bağlamda bu değişimlerin yani hava ve iklimin sağlık sorunları üzerindeki etkileri de dikkate diğer konular arasında yer almaya başlamıştır. Hala, hangi canlı türünün iklim değişmelerine nasıl gösterdiği konusunda belirginsizlikler sürmektedir.
HAVA VE İKLİMİN İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Sık kullanılan bir deyimle, hava gün be gün ne yaşadığımızdır. İklimin anlamı ise hava olaylarının ortalamasıdır ki ay, mevsim, yıl veya yıllar olarak uzun dönemde değişebilirliğe sahiptir.
Genelde biz hava olaylarının ya çok soğuk, ya çok sıcak veya çok nemli ya da çok kuru olduğu zamanda farkına varırız. Bu durumlar uç değerlerdir ve insan sağlığı üzerindeki etkileri diğer zamanlardan fazladır. Her yıl, fırtınalar, tropik siklonlar ve seller binlerce insanın ölümüne neden olur. Fazla kuvvetli olmayan hava olaylarının insan sağlığı üzerindeki etkisi ise çok belirgin değildir. Örneğin; hava koşulları nedeniyle bir yerde hava kirliliği artabilir veya yağış sıtma sivrisineklerinin yerel sayısını bir anda artmasına neden olabilir.
Hava durumu ve hastalıklar arasındaki bağ, birçok hastalığın mevsimsel olarak ortaya çıkmasıyla kolayca anlaşılabilinir. Bu yüzyılın başlarına kadar, Avrupa’da çocuk ishali çocuk ölümlerinde temel nedendi. Şimdi ise, mikrobik ishalden ölümler yalnız fakir ülkelerde kalmıştır. Tropik bölgelerdeki bazı toplumların tarımı, üretimi, gıda elde etmesi tamamen mevsimlere ve mevsimsel yağışlara bağlıdır. Yağışlı mevsim “aç mevsim”dir çünkü hasat yapılamaz. Yağışlı mevsim aynı zamanda “hastalık mevsimi”dir çünkü eksik veya zayıf beslenme başta tropikal hastalıklar olmak üzere birçok hastalığa davetiye demektir.
Günümüzde epidemiyolojik araştırmalar –toplumlarda hastalıkların oluşum ve dağılım çalışmaları- hava ve iklim ile hastalıkların nasıl ilişkili olduğunla ilgilenen temel disiplindir. Halbuki, bu ilişkinin varlığı yıllar öncesinden kanıtlanmıştır. Roma döneminde, Vitruvius Pollio, mimar olarak, yeni yerleşim yerlerinin seçimi, hayvanların nerede yerleştirileceği konusunda hava durumu referans almıştır. Bir başka ölçüde, eğer o yörede yaşayan hayvanların ciğerleri yeşilimsi sarı ise o yöre yerleşime uygundur, ölçeği kullanılmıştır. Günümüzde bu tür ölçülere yer verilmemektedir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ÜLKEMİZDE GÖRÜLEN İKLİM TİPLERİ nelerdir?

23/3/2009
Kategori: Tarih

Türkiye kuzeydeki orta iklim tipleriyle,güneydeki subtropikal iklim tipleri arasında,geçiş bölgesi diyebileceğimiz orta iklim kuşağı içindedir.Ilıman iklimlerin etkili olduğu bir kuşakta bulunmakla birlikte, yüzey şekillerinin çeşitliliği,deniz düzeyine göre yükseklik,kıyıya koşut dağ sıralarının uzanışı,denize yakınlık ve uzaklık gibi sebeplerle Türkiye’de iklim,bazı bölgesel değişiklikler gösterir.

            Türkiye’nin genel iklim şartları,bölgelerimizin iklim özellikleri ve mevsimlik hava tipleri iki etken grubuna bağlıdır.
     1-Küresel etkenler
    2- Coğrafi etkenler
     
              Türkiye’nin hava kütlelerine atmosferin genel sirkülasyon sistemlerine,siklonik etkinliğine cephelere ve atmosferin yüksek seviyelerindeki olaylara göre konumu küresel etkenler adı altında toplanır.
     
            Türkiye 36-42 derece kuzey paralelleri arasında yer alan ve tümüyle Kuzey Yarı Küre’deki kıtaların batı kenarında görülen Akdeniz iklimi adı verilen bir makroklima alanı içinde ve bu iklimi oluşturan atmosfer olayların etkisindedir.Türkiye’nin bulunduğu kuşağın başlıca özelliği , yazın tropikal kökenli hava kütlelerinin , kışın nemli ve soğuk kutupsal hava kütlelerinin etkisi altında kalmasıdır.Ülkede yazların genellikle kurak ve sıcak,kışların soğuk ve yağışlı geçmesinin temel sebebi budur.Bu iki farklı hava kütlesi arasındaki kutupsal cephe , bu cephe boyunca meydana gelen siklonik etkinlikler ve bu etkinliklere bağlı yağış alanı yazın genel atmosfer sirkülasyonun  yer değiştirmesine bağlı olarak, Türkiye’nin kuzeyine çekilir.Bu durumda Türkiye,yağış sağlayan cephelerden uzak kalır ve kurak makroklima alanına girer.(uzun yaz kuraklığı)Oysa kışın kutupsal cephe,güneye ilerleyen kutupsal hava kütleleri ile birlikte çoğunlukla Akdeniz üzerindedir.Bunun sonucunda,Türkiye Kutupsal hava kütlesinin etkisine girer, sıcaklık düşer,siklonik etkinliklerle yağış alır.

               Coğrafi etkenler,Küresel etkenlerin belirlediği makroklima tablosunda bölgesel ve yöresel değişikliklere yol açarlar.Yükselti, dağların doğrultusu,yamaçların bakısı ve denize göre konum,Türkiye’nin iklim tipleri bakımından çeşitlenmesine yol açan, coğrafi etkenlerin başlıcalarıdır.

              Bütün bu etkenlere bağlı olarak ülkede genellikle dört iklim tipi görülür.
1-   Kuzeyde,her mevsim yağışlı Karadeniz iklimi;
2-   Batı ve güneyde, yazları sıcak ve kurak ,kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi;
3-   İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu ile Ergene Havzası’nın orta kesiminde , yarı kurak Bozkır iklimi
4-   Doğu Anadolu’da , kışları çok soğuk ve uzun yazları az çok yağışlı karasal iklim.

        Bunların dışında çeşitli coğrafi etkenler  yüzünden birbirinden farklı bir takım geçiş iklim tipleri de vardır.


KARADENİZ İKLİMİ

                  Ülkenin kuzey kesiminde,kıyı boyunca uzanan bir şerit üzerinde etkisini sürdürür.Kıyıya koşut dağ sıralarında varlığı , bu şeridin geriye doğru genişlemesini sınırlar.Denizin etkisine bağlı olarak  yazlar ılık , kışlar az soğuk geçer.Özellikle;Doğu Karadeniz kıyılarında kışların daha ılık geçtiği görülür.Bunda, Kuzey rüzgarlarını önleyen Kafkas Dağları’nın oluşturduğu doğal engel kadar,kış mevsiminde Karadeniz üzerinde oluşan alçak basıncın yarattığı ılık hava akımlarının da rolü büyüktür.Yıllık ortalama sıcaklık,yaklaşık 13 C –14 C ‘dir.Yıllık sıcaklıklarda batıdan doğuya doğru artışlar görülür.En soğuk ayın (ocak ve şubat) ortalama sıcaklığı 6-7 C’ , en sıcak ayın (temmuz-ağustos) ortalama sıcaklığı 22-23 C’ arasındadır.


          Kıyı kesiminde zaman zaman yükselen sıcaklıklar,nem oranının fazlalığı,dolayısıyla havayı bunaltıcı duruma sokar.Yaz günleri,hava sık sık bulutlarla kaplanır.İlkbahar,kışın uzantısı gibi serin geçer.Yaz sıcaklıkları sonbaharda da sürer.Bu iklim tipinin görüldüğü alanda şimdiye kadar saptanan en düşük sıcaklık değeri  -8 C’ (Zonguldak),en yüksek sıcaklık değeri  40,5 C’ (Zonguldak) dadır.

         Karadeniz kıyılarında iklimin en önemli özelliği, her mevsimin yağışlı geçmesidir.Bu bölge Türkiye’nin en çok yağış alan kesimidir.Yağışlar Doğu Karadeniz’de özellikle Hopa ile Sürmene arasında en yüksek değerlere ulaşır.Yağış maksimumu sonbahar ve kış; minimumu ilkbahar sonu,yaz başlangıcına rastlar.Kıyı gerisinde yükselen dağların denize bakan yamaçları , kıyı kesiminde daha fazla yağış alır.kışın bu yamaçlar, yer yer kar örtüsü ile kaplıdır.Dağların güney yüzlerinde ve iç kesimlerindeyse yağış tutarları , İç Anadolu’yu andıracak biçimde azalır.Yağışlı günler sayısı bakımından ülkenin en yüksek değerleri Karadeniz kıyılarındadır.Yağışlı gün sayısı batıdan doğuya doğru artar.İç kesimlerinde ise oldukça azalır,kar yağışlı günler,kıyı kesiminde on günden az iç kesimlerde yirmi günden fazladır.

        Ülkemizde bulutlu ve kapalı günler bakımından en düşük değere Karadeniz kıyılarında ulaşılır.Bağıl nem oranı % 77,rüzgar yönü kuzeybatı ve güneydoğudur.

         Karadeniz iklimi nemlilik derecesine ve termik şartlara göre 3 alt tipe ayrılır.

1-Doğu Karadeniz iklimi  (1000-2000 mm arasında yıllık yağış;en çok yağış sonbaharda ; Kışlar ılık)
2-Batı Karadeniz iklimi     (Kışın ve yazın daha düşük sıcaklıklar; kıyılarda yüksek, iç kısımlarda az yağış)
3-Orta Karadeniz iklimi     (Orta miktarda yağış;yaz kuraklığı kısa ama belirgin )


AKDENİZ İKLİMİ

                  Türkiye’nin batı güney kesimlerinde etkisini gösteren bu iklimin en önemli özelliği,yazların sıcak ve kurak , kışların ılık ve yağışlı geçmesidir.Akdeniz kıyılarındaki yüksek dağ sıralarının varlığı bu iklimin içerilere sokulmasını önler.  Toros dağlarının oluşturduğu bu doğal engel , bir yandan kış mevsiminde tropikal havanın iç bölümlere geçmesine, öte yandan iç bölümlerdeki soğuk havanın kıyılara  geçmesine olanak vermez. Dağların denize bakan yamaçlarına çarpan sıcak hava akımları, buralarda sürekli ve şiddetli yağışlara yol açar.Kıyı kesimi ise ilkbahar ve kış aylarında denizden gelen nemli hava akımlarına bağlı olarak , bol yağış alır.Yıllık ortalama sıcaklık yaklaşık 18 C ‘ dir . En soğuk ayın (Ocak) ortalama sıcaklığı 8-10 C’, en sıcak ayın (Temmuz) ortalama sıcaklığı  27-28 C’ arasındadır.Yazın zaman zaman  sıcaklıklar 40 C’ üstüne çıktığı gibi ,kışında 0 C’ altına çok ender olarak iner.Bu iklimin etkisini sürdürdüğü şimdiye kadar saptanan en düşük sıcaklık değeri –8.4 C’,(Adana)  en yüksek sıcaklık değeri 45 C’ dır (Adana)

      Yıllık ortalama yağış tutarı genellikle 500-1000 mm arasındadır.Bu değerler,Toroslar’ın denize bakan yamaçları üzerinde , eteklerde yükseldikçe artarak 1000 mm’ nin üzerine çıkar.Toros dağları , özellikle Batı Toroslar, Türkiye’nin en  fazla yağış alan bir başka kesimidir.Yağış maksimumu kış, minimumu yaza rastlar.

      Yazlar özellikle temmuz ve ağustos ayları çok kurak geçer.Çok sıcak bu aylarda, yağış tutarları azalır.Yağışlı geçen kış mevsimini, yağış tutarı git gide azalan ilkbahar ayları,  bunuda çok kurak geçen yaz mevsimi izler.Çok ender düşen kar, şiddetli geçen kışlar da ancak gerideki yüksek dağlar ve yamaçları üzerinde tutunur.Bu dağlar arasındaki çukur alanlarda ise yağış değerleri oldukça azalılr.Yağışlı günler sayısı,nemli Karadeniz kıyılarında oranla oldukça azdır.Kar yağışlı gün sayısıysa ortalama bir günü bile bulmaz.Kapalı günler bakımından en az değerlere Akdeniz kıyılarında erişilir.Bağıl nem oranı %66-69’dur.Rüzgar yönü genellikle kuzeydoğu,güneydoğu ve güneybatı dır.Ülkenin batısında Ege Denizi kıyılarında ve vadiler boyunca deniz etkisinin sokulduğu alanlarda ise , Akdeniz ikliminin biraz değişikliğe uğramış biçimi görünür.Batı  Anadolu’da Gediz,Küçük Menderes ve Büyük Menderes ırmaklarının geniş vadi olukla-  rıyla denizin etkisi iç kesimlere kolaylıkla sokulur.Burada da Akdeniz Bölgesinde olduğu gibi, yazlar çok sıcak ve kurak , kışlar ılık yağışlı geçer.Yaz mevsiminde zaman 40 C’ nin üstüne sıcaklıklar, kışın  ancak kuzeyden gelen soğuk hava kütlesinin etkisine bağlı olarak düşer.Yağış maksimumu kışa , minimumu yaza rastlar.Sonbahar yağışları ilkbahar yağışlarından az farklıdır.Dağlık kesimlerde yağış değerleri oldukça fazlalaşır.

        Akdeniz iklimi, Daha kuzeyde Marmara kıyılarında , yazların serinliğiyle kendisi belli eden daha değişik bir özellik taşır.Kışlarda , Ege ve Akdeniz kıyılarına oranla daha serin ve soğuktur.Yaz sıcaklık ortalamaları daha düşüktür.Yağış tutarları özellikle kuzeye doğru gittikçe artar.İklimi Akdeniz-Karadeniz iklimleri arasında bir geçiş tipi olan bu bölge , zaman zaman Balkanlardan gelen soğuk hava kütlesinin etkisi altında kalır.Bu sebeple kimi kışlar çok soğuk geçer.Kar yağışları daha sık görülür ve sıcaklıklar daha sık iner.

MARMARA GEÇİŞ İKLİM

          Marmara bölgesinde yıllık ortalama yağış tutarı 600-750 mm  arasındadır.Yağış  maksimumu kışa, minimumu yaza rastlar.Güneyden kuzeye doğru gittikçe yağışların arttığı ve yaz kuraklığının hafiflediği görülür.Bulutlu gün sayısı Ege ve Akdeniz kıyılarından daha çok Karadeniz kıyılarından daha düşüktür.Bağıl nem oranı yaklaşık    % 71-75 ‘dir.Rüzgar yönü genellikle kuzeydoğu (poyraz) ve güneybatı (lodos).Oldukça soğuk kışlar;kar yağışı ve don olağan , yaz kuraklığı kısa ve hafif.


İÇ KESİMLERİN BOZKIR KARASAL İKLİMİ

                   Yazları sıcak ve kurak , kışları sert ve uzun geçer.Sıcaklık koşulları bakımından karasal iklimin, yağış koşulları bakımından bozkır ikliminin özelliklerini taşıyan bu iklim tipi  Ülkemizin iç  kesimlerinde İç Anadolu ‘da , İç Batı Anadolu’da,Göller Yöresinde ve Güneydoğu Anadolu’ da egemendir.Yağış ve sıcaklık koşullarının özelliklerine göre bu iklim tipi sözü edilen bölgelerde farklılıklar gösterir.

       İç Anadolu Bölgesi’nin Tuz Gölü çevresinde yağışların azlığıyla dikkati çeken Bozkır iklimi egemendir.Bu kesimde yıllık ortalama sıcaklık yaklaşık 11 C’dir.En soğuk ayın (ocak) ortalama sıcaklığın –0.3 C’dir, en sıcak ayın (temmuz yada ağustos) ortalama sıcaklığı  21-22 C’ arasındadır.Yazın 30 C’ nin üstüne çıkan sıcaklıklar kışın sık sık –5 C’ nin altına iner.Şimdiye kadar saptanan en düşük sıcaklık değeri –28.8 C’dir.(Konya) en yüksek sıcaklık değeri 40 C ‘ (Konya).Yıllık ortalama yağış tutarı 300-350 mm arasındadır.Yağış maksimumu kışa,minimumu yaza rastlar.Sonbahar yağışları, kış yağışlarının yarısı kadardır.Yaz yağışları ise, Akdeniz bölgesine oranla daha fazladır.Ülkemiz de yağışlı günler sayısının en az olduğu yer İç Anadolu Bölgesinin bu  kesimidir.(60-75 gün) Kapalı gün sayısı Ege ve Akdeniz Bölgesinden daha fazladır.Bağıl nem oranı %60-64 rüzgar yönü genellikle kuzey ve kuzeydoğudur.Bu kesimden çevreye doğru gidildikçe Bozkır iklimi özelliğinin azaldığı, karasal etkilerin arttığı görülür. Yağışlarda az da olsa artışlar,sıcaklıklarda ise düşüşler başlar.Tuz gölünün çevresinde aylık ortalama sıcaklıklar 0 C’ nin altına inmemesine karşın , İç Anadolunun kenar bölgelerinde ortalama sıcaklıklar, ocak ayında 0 C’ nin altına iner.Şimdiye kadar ölçülen en düşük ve en yüksek sıcaklık değerleri de , Tuz gölü çevresindeki yerlere oranla kenar bölgelerde daha fazladır.Kenar bölgelerde saptanan en düşük sıcaklık değerleri -34.6 C’ (Sivas) en yüksek sıcaklık değerleri  -40.7 C’ dir(Kayseri) İç Anadolu ya oranla daha dağlık ve engebeli olan ve ortalama yükseltisi 800-1000 m arasında değişen İç Batı Anadolu’da bu iklim,yağışların fazlalığıyla kendini belli eder.Geniş yer kaplayan yüksek düzlükler ve tepeler gerek Ege Bölgesinde, gerekse İç Anadolu bölgesinde daha çok yağış alır.Yıllık ortalama sıcaklık  10-12 C’ dir.En soğuk ay (ocak) ortalama sıcaklığı  0 C’ (-2 C’), en sıcak ay (temmuz) ortalama sıcaklığı  20-23 C’ arasındadır. Yaz mevsiminde 30 C’ nin üstüne çıkan sıcaklıklar,kış mevsiminde sık sık –10 C’ nin altına iner.İç Batı Anadolu’da şimdiye kadar saptanan en yüksek sıcaklık değeri 39.8 C’ (Uşak) , en düşük sıcaklık değeri  -28.1 C’ dir(Kütahya).Yıllık ortalama yağış tutarı 450-550 mm arasındadır. Yağış değerleri çevredeki dağlık alanlara doğru artar.Yağış maksimumu ilkbahar yada kış,minimumu yaz mevsimine rastlar.Yaz yağışları Ege ve Akdeniz bölgesinden daha yüksektir.

         İç Anadolu’nun güney batı kesiminde yer alan ve ortalama yükseltisi 800-900  m  arasında değişen Göller Yöresinde , İç Batı Anadolu iklimi ile Akdeniz iklimi arasında bir geçiş iklim tipi görülür.Yörenin güney kesiminde yükselen ve 2500 mt. yi aşan dağlar, nemli deniz etkisinin iç kısımlara sokulmasına engel olur.Yıllık ortalama sıcaklık 11-13 C’ dir.  Bu değer Akdeniz bölgesinde saptananlardan düşük, İç Anadolu’da saptananlardan yüksektir.  En soğuk ayın (ocak) ortalama sıcaklığı  1-3 C’ , en sıcak ayın (temmuz-ağustos) ortalama sıcaklığı  22-24 C’ arasındadır. Yörede yazın zaman zaman  40 C’ ye yaklaşan sıcaklıklar, kışın  -5 C’ nin altına iner.Şimdiye kadar saptanan en düşük sıcaklık değeri  -22.9 C’ (Beyşehir) , en yüksek sıcaklık değeri 39.6 C’ dir(Burdur) yağış maksimumu kış , minimumu yaz mevsimine rastlar.Yaz kuraklığı Akdeniz bölgesinden daha hafiftir.Kış mevsiminde sık sık kar yağar.  Bu özelliğiyle yöre , Akdeniz ikliminden ayrılır.Göller Yöresinde yağışlı gün sayısı , Ege veAkdeniz  bölgesinden fazladır.Bağıl nem oranı yaklaşık %57-63 arasındadır. Rüzgar  yönü genellikle güneydoğu ve kuzeydoğudur.Güneydoğu Anadolu bölgesinin alçak kesimlerinde (Urfa ve çevresi) Bozkır iklimi, yüksek yayla düzlüklerinde de karasal iklim egemendir.

       Bölgede yazlar çok sıcak ve kurak , kışlarda Doğu Anadolu ya oranla daha soğuk geçer yıllık ortalam sıcaklık 14-18 C’ dir. En soğuk ayın (Ocak) ortalama sıcaklığı  1-5 C’ , en sıcak ayın ortalama sıcaklığı  27-31 C’ arasındadır. Yazın zaman zaman sıcaklıkların 45 C’ nin üstüne çıktığı görülür.Bölgede şimdiye kadar saptanan en düşük sıcaklık değeri  -12.4 C’ dir(Urfa). Yıllık ortalama yağış 450-750  mm arasındadır. Yağış maksimumu kış , minumumu yaz mevsimine rastlar. Yaz kuraklıkları Akdeniz bölgesinde olduğu gibi belirgin ve uzun, yaz yağışlarıda yine bu bölgedeki gibi düşük- tür.Kuzey-Kuzeydoğudaki yüksek alanlarda ve Doğuda Mardin-Midyat eşiğinde artan  yağışlar orta kesimindeki düzlüklerde azalır. Yağışlı günlerin sayısı, Akdeniz ve Ege kıyılarında olduğu gibi  80-90 gün arasındadır. Türkiye’deki bağıl nem bakımından en düşük değerler (Siirt % 50,Urfa % 48,Diyarbakır %53 ) bu bölgede görünür. Rüzgar yönü genellikle güneybatı,kuzeydoğu ve kuzeydir.

DOĞU ANADOLU KARASAL İKLİM

          Doğu Anadolu da iklim , yükselti, yer şekilleri, denizden uzaklığa bağlı olarak sert karasal özellikler taşır.İç Anadolu’ ya oranla kışlar daha soğuk ve uzun, yağış tutarları daha fazladır,sıcaklık farkları çok yüksektir.Geniş bir alan etkisinde bulunduran bu iklim , bölgenin çeşitli kesimlerinde (Erzurum,Kars yaylalarında ,Van Gölü çevresinde,Yukarı Fırat bölümünde, Hakkari çevresinde) birbirinden farklı özellikler gösterir.
               
                Ülkenin kuzeydoğusunda yüksek yaylaların geniş yer kapladığı (Erzurum-Kars yaylalarında) alanlarda bu iklim , çok soğuk sert ve uzun kışları , serin yazları ile kendini belli eder.  Yıllık ortalama sıcaklık  4-6 C’ arasındadır.  En soğuk ayın (Ocak) ortalama sıcaklığın  -8,6 /  - 11,8 C’; en sıcak ayın (ağustos) ortalama sıcaklığı  17-23 C’ arasındadır.  Kış mevsiminde dört ayın sıcaklığı (aralık,ocak,şubat,mart)  0 C’ nin altındadır.  Yazın ender olarak  40 C’ ye yaklaşan sıcaklıklar kışın sık sık  -20 C’ nin altına iner.  Şimdiye kadar saptanan en yüksek sıcaklık değeri  38 C’ (Karaköse –Ağrı), en düşük sıcaklık değeri  -43.2 C’ dir.

      Ağrı (Karaköse) Meteoroloji  İstasyonunda saptanmış olan bu değer , Türkiye’deki  meteoroloji istasyonlarının şimdiye kadar saptadıkları en düşük sıcaklık derecesidir. Yıllık ortalama yağış 450-550 mm arasındadır. Ülkenin büyük bölümünde, en yağışlı mevsim kış olmasına karşın, bu yörede en yağışlı mevsim, Kars’ta yaz,Erzurum’da ilkbahardır. Kış , Erzurum-Kars yöresinde en kurak mevsimdir.Karasal yağış rejiminin özelliği olan bu durum(yağışlarda maksimum devrenin yaz,minimum devrenin kış olması) , ülkede yalnızca bu yörede görülür. Yağışlı günler sayısı Erzurum-Kars yaylalarında batıdan doğuya doğru artış gösterir. Kar yağışlı ve karla örtürlü gün sayısı bakımından ülkemizde en yüksek değerlere Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğu yaylalarında ulaşılır. Burada toprak 4-4.5 ay karla kaplı kalır. Bulutlu gün sayısı bakımından, ülkede en yüksek değerler yine bu yörede görülür. Bağıl nem oranı % 63-67 arasındadır. Rüzgar yönü genellikle kuzeydoğu ve güneybatıdır.

      Van Gölü çevresinde iklim,Erzurum-Kars yaylalarına oranla daha ılıktır. Kışlar daha kısa geçer. Yıllık ortalama sıcaklık  8-10 C’ arasındadır. Bu iklimin etkisini sürdürdüğü  alanda şimdiye kadar saptanan en düşük sıcaklık değeri  -28.7 C’ (Van) , en yüksek sıcaklık değeri  37,5 C’ dir.(Van). Yağış maksimumu ilkbahara,minimumu yaza rastlar. Sonbahar yağışları kış yağışlarından az farklıdır. Kış yağışlarının çoğu kardır. Bağıl nem oranı  % 59-68  arasındadır. Rüzgar yönü genellikle doğu ve kuzeydoğudur.

           Yükseltisi 1000-1200 mt. Arasında değişen yüksek ovaların ve yükseltisi 3000 mt. yi aşan dağların bulunduğu Doğu Anadolu ‘nun Yukarı Fırat Orta ve Aşağı Fırat yöresinde iklim,Erzurum-Kars yaylalarından daha sıcak,Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde daha serin geçer. Burada iklim , yörenin kuzeyinde ve güneyinde etkisini sürdüren iklim tipleri arasında bir geçiş tipi özelliğini taşır. Yıllık ortalama sıcaklık yaklaşık  9-13 ‘C
arasındadır. Yaz  mevsiminde zaman zaman sıcaklıkların  40’C  yi aştığı , kış mevsimindeyse  -20 ‘C  nin altına indiği görülür. Şimdiye kadar saptanan en yüksek  sıcaklık değeri 42 ‘C  (Elazığ), en düşük sıcaklık değeri  -32,5 ‘C  dir.(Erzincan) yıllık ortalama yağış 350-450  mm arasındadır. Bu değer çevredeki dağlık alanlara gidildikçe artar. Yağış maksimumu ilkbahar , minimumu yaz mevsimine rastlar. Yaz mevsiminin yağış payı kuzeyden güneye doğru azalır. Kar yağışlı günler sayısı batıdan doğuya doğru artar. Bağıl nem oranı  % 53-64 arasındadır. Rüzgar yönü genellikle kuzey kesiminde batı ve kuzeybatı, güney kesiminde güneybatı ve güneydoğudur.
 
                Ülkemizin en güneydoğu ucunda çok dağlık ve engebeli bir alanda yer alan Hakkari yöresi’nde bu iklim,yağışların fazla olmasıyla kendini gösterir. Yıllık ortalama sıcaklık yaklaşık  9-10 ‘C  dir. Yazın ender olarak  35 ‘C  yi aşan sıcaklıklar,kışın sık sık –20 ‘C  nin altına iner. Yağışlar yüksek alanlarda daha da fazlalaşır. Yağış maksimumu ilkbahar , minimumu yaz mevsimindedir. Yaz ayları özellikle Temmuz ve Ağustos çok kurak geçer. Kış yağışları çoğunlukla kar biçimindedir. Bağıl nem oranı yaklaşık  % 57-60 ‘tır. Rüzgar yönü genellikle kuzeybatı ve güneybatıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Akdeniz’de Türk hakimiyetinin sağlanması aşamasında gerçek

23/3/2009
Kategori: Tarih

Müttefik donanmaları

Osmanlı donanması, adaları birer birer zabtederken müttefik devletler, yani Şarlken imparatorluğu, Venedik, Papa, Portekiz donanma kumandanlarının Korfu adasında toplanmaları kararlaştırılmıştı. Aralarındaki görüşmelerde Şarlken tarafı, korsan yatağı olan Cezayir'in alınmasını Venedik cumhuriyeti ise Türklerin ellerine geçen adalarının geri alınmasını ileri sürmüşlerdi.

Korfu'ya ilk önce Venedik ve sonra Papalık donanmaları gelmişlerdi; henüz Şarlken donanmasından haber yoktu; Papalık donanmasının amirali Grimani, bu sırada Yanya'nın güneyindeki Narda körfezinde bulunan Preveze kalesine bir baskın yaparak muhasara ettiyse de muvaffak olamayıp o sırada Türk donanmasının geldiğini duyması üzerine Korfu'ya döndü. Nihayet Andrea Dorya 22 Eylül'de kırk dokuz kadırga ve elli barca ile Korfu'ya geldi.


Barbaros'un Hareketi

Barbaros Hayreddin Paşa donanma ile İstanköy taraflarında bulunduğu sıralarda düşman hakkında malûmat almak üzere korsan reislerinden olup Osmanlı hizmetine girmiş olan Turgudca adındaki kaptanı ileri gönderdi; bu keşif donanması kırk parça düşman kadırgasına rast gelip asıl düşman donanmasının Preveze'de olduğunu öğrenmiş ve tabiî düşman gemileri de Türk keşif donanmasını görünce Preveze'de bulunan Papalık amirali Grimani'yi vaziyetten haberdar etmişti.

Barbaros sür'atle ilerleyerek yolda Kefalonya adasını vurduktan sonra Preveze'ye geldi ve üç serî gemiyi haber ve esir almak üzere düşman sahillerine yolladı. Filhakika bir kayıkla yakalanan esir, İspanya, Portekiz, Papalık ve Venedik donanmalarının Korfu'da toplandıklarını söyledi.

Türk donanması kürekli yani çektri sınıfından olarak yüz yirmi iki parçadan ibaretti. Gemi mürettebatından başka gemilerde yeniçeri ve donanma hizmetinde bulunmakla mükellef sancakların tımarlı sipahileri vardı. Gemilerin baş taraflarında üçer adet uzun menzilli 166 adet top bulunuyordu.

25 Eylül 1538'de Andrea Dorya kumandasındaki müttefik donanması Korfu'dan güneye doğru hareket etti; bunların mevcudu 162 kadırga ve 140 barca olup toplamı 302 idi; bu gemilerde iki bin beş yüz top ve altmış bin asker vardı.

Şu halde Türk donanması adet itibariyle düşmana naza¬ran üçte bir ve top itibariyle on altıda birdi; bundan başka Türk donanmasında sekiz bin cenkçi askere karşı müttefiklerin gemilerinde altmış bin silâhendaz bulunuyordu.


İlk hareketler

Barbaros Hayreddin Paşa, Preveze önünde bulunurken müttefik donanması geldi, düşman kumandanlarından biri, Türk donanmasının ve Türk kalesinin topları önünde ileri varmak mümkün olmadığına göre karaya asker çıkararak Preveze'yi düşürme teklifinde bulundu ise de Andrea Dorya, Türklerin karada asker bulunduracaklarında şüphesi olmadığını söyleyerek bu teklifi kabul etmedi.

Müttefik donanması henüz Preveze önüne gelmeden evvel Barbaros, kumandanları toplayarak görüşmüştü. Bunlardan Sinan Reis ile sancakbeyleri düşman donanmasının Akceom burnıına asker çıkarma tehlikesine karşı orasının tahkim edilmesini söyledilerse de Barbaros buna lüzum olmadığını beyan etti. Fakat kumandanların ısrarı üzerine teklife muvafakat ederek oraya bir miktar asker çıkardı. Kendisi gemi kaptanlarına lâzım gelen talimatı verdi.

Filhakika Akceom'a asker çıkarılması pek isabetli olmuştu ; Preveze önüne gelen müttefik donanması Akceom sahiline keşif müfrezeleri gönderdiyse de Türklerin tüfek ateşiyle karşılaştıklarından geriye döndüler; bu suretle karaya asker çıkarma teşebbüsü akim kaldı; fakat bu burun önüne gelen bazı düşman kadırgaları oradaki Türk askerleri üzerine gülle atıp epey zayiat verdirdiler; bunun üzerine iki taraf arasında ateş başladı.


Preveze Deniz Savaşının İlk Safhası

Türklerin top ateşi karşısında düşmanın çektirileri yanı kürekli gemileri kalyonların gerisine çekilmeğe mecbur oldular. Düşman kalyonlarının bazısı demir almış ve bazıları da demirlerini keserek bir an evvel sahilden ayrılmağa mecbur olmuşlardı; kürekli gemiler, kalyonlara yani yelkenli büyük gemilere halat vererek onları çekiyorlardı; bu suretle Türklerin top ateşi karşısında Andrea Dorya çekilmeğe mecbur kalmıştı. Bu vaziyeti müteakip Barbaros Hayreddin Paşa geriye dönüp karaya çıkarılan askerle topları tekrar gemilere aldı ve sonra limandan çıktı; gemileri harp nizamına koyduktan sonra burada kaldı ve gece yarısı düşmanı takibe çıktı; rüzgâr müttefiklere müsait esmekte idi. Bu, Osmanlı donanması için zararlı idi; çünkü yelkenli olan düşman barçalarına karşı Osmanlıların kürekli olan çektirileri dayanamıyorlardı. Fakat bir müddet sonra rüzgâr durduğundan düşman gemileri hareketten kaldı.


Çekilen Düşman Donanması

Andrea Dorya bu birinci çarpışmadan sonra gece yansı Ayamavra adası tarafına gelerek gemileri demirleyip deniz savaşı hakkında görüşmeğe başladılar ve nihayet İnebahtı üzerine yürüyüp Barbaros'u harbe mecbur etmeğe karar verdiler; henüz sabah olduğu sırada Türk donanmasının kendilerine doğru gelmekte olduğunu öğrendiler.


Muharebe ve Kesin Sonuç

Türklerin bu harikulade cüretinden ürktü; harbe girip girmemekte müteredditti; nihayet üç saat düşündükten sonra kumandanların ısrarları üzerine harbe karar verdi.

Barbaros Hayreddin Paşa, hayrete şayan bir harp usulüyle kendisine kat kat üstün olan bu müttefikler donanmasına galebe çaldı; tatbik ettiği tabiye tarzı daha uzak mesafeden rüzgârın esmemesi yüzünden hareketten kalan düşman gemilerini tahrip etmekti; yoksa, düşmanın gemi adedinin fazlalığı cihetiyle rampa usulüyle yapılan savaşta muvaffak olunamazdı. Andrea Dorya, kalyon türlerinden olan bazı Türk gemilerinin arkasını çevirmeğe ve gemileri barçalar ile çektiriler arasına almağa çok çalıştıysa da Türk gemicileri kadırgalarla buna mani olup toplarla düşman amiralinin plânının tatbikini bertaraf ettiler; harbi kaybeden Andrea Dorya müttefiklerinin imdat istemelerine bakmayarak kaçtı. Düşmana galebe çalan Barbaros, bundan sonra doğru Preveze'ye geldi; hiç bir Türk gemisi batmamıştı; askerden dört yüz şehit, sekiz yüz yaralı vardı. Düşmandan otuz altı kadırga ve firkate ve üç bine yakın esir alındı. Bu muharebe 1539 senesi eylülünün yirmi sekizinde (945 Cemaziyelevvel) kazanıldı.

İşte müttefik devletlerin denize çıkardıkları 302 parça gemi ve altmış bin kişilik kuvvetin akıbeti Barbaros'un manevrası önünde perişan bir halde kahkarî ric'at şeklini aldı. Andrea Dorya Korfu'ya doğru kaçmıştı.

Dünya deniz tarihinde pek meşhur olan bu Preveze muharebesi, Akdeniz hâkimi olan Andrea Dorya'yi bu hâkimiyeti rakibi Barbaros Hayreddin Paşa'ya terke mecbur etti. Bu muharebe esnasında Barbaros, kat'iyyen barça yağması yapmamalarını emrederek düşmana fırsat vermek istememiştir.

Preveze muharebesinde, gönüllü donanma kumandanı Turgut Reis'le, Murad ve Salih Reisler ve Güzelce Kaptan adlarındaki kumandanlar şöhret kazanmışlardır.

Preveze zaferi Boğdan seferinden dönüşte Barbaros'un oğlu Hasan Bey riyasetinde gönderilen bir heyet vasıtasıyla İsakçı veya Yanbolu taraflarında pâdişâha arzedilmiş ve bundan dolayı kaptan paşa haslarına yüz bin akçe zam yapılıp her tarafa fetihnameler yollanmıştır.

Andrea Dorya kaçarken Adriyatik sahilindeki Kastelnoua'yı zabt ile içine altı bin kadar İspanyol kuvveti koymuştu. Ertesi sene, 1539 İlkbaharında denizden Barbaros'un ve karadan Bosna beyi Gazi Husrev Bey'in sıkıştırmalarıyla kale geri alındı.


Venediklilerle Anlaşma

Müttefiklerin İspanya'dan sonra en kuvvetlisi olan Venedikliler, bu harpten çok zararlı çıktılar; evvelden gözleri olan Mora’da bir iş göremedikleri ve tahrik ettikleri Avlonya ve Delvine isyanlarından bir netice çıkmadığını gördükleri gibi müttefikleriyle de aralarında ihtilâf çıkması sebebiyle Osmanlılarla barışa mecbur oldular.

Sulh şartları mucibince Venedik cumhuriyeti Mora ve Dalmaçya sahillerindeki kaleleri ve Barbaros'un zabtettiği adaları Osmanlılara terk ettiği gibi üç yüz bin altın tazminat vermeğe de mecbur olmuştu.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Önemli Osmanlı aydınlarından biri olan ‘‘Koçi Bey ve

23/3/2009
Kategori: Tarih

17. Yüzyıl'da yaşamış Koçi Bey. 1. Ahmed zamanından 4. Murad zamanına kadar Enderun'da değişik odalarda hizmet görmüş, 4. Murad zamanında has odaya alınmış, padişahın musahip ve mahremi olmuş, Sultan İbrahim döneminde de etkili görevlerde bulunmuştur. Saraydan nasıl ve ne zaman uzaklaştırıldığına dair kesin bir

bilgi yoktur. Arnavut asıllı Mustafa Bey'in yüzündeki kırmızılık (Arnavutça'da kuç, kırmızı anlamına geliyor) O'nun Koçi Bey lakabıyla anılmasına sebep olmuştur.

Koçi Bey, 1631 yılında kaleme aldığı ve Sultan 4. Murad'a verdiği; devlet işlerini, yeniçerilerin içerisindeki bozulmaları örneklerle anlatan layihaları (raporları) ile tanınmıştır. Sultan 4 Murad'dan sonra Sultan İbrahim'e de bir layiha vermişse de bu layiha kaybolmuştur.

Çürüme süreci

RİSALEDE, kadim kanunların ihmalinin ne gibi bozukluklara yol açtığını, Osmanlı Devleti'nin içten çürümeye başlamasının en azametli diye tanıdığımız Kanuni Sultan Süleyman devrinde başladığını, Osmanlı Devleti'ne bulaşmış hastalıkların teşhisi ve tedavisi için neler yapılması gerektiğini anlatmıştır.

17. Yüzyıl Türk Tarihi'nin en önemli kaynak eserlerinden olan risale iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde devlet teşkilatındaki bozuklukları anlatan Koçi Bey, hükümdarlık makamını bile tenkit edecek cesareti göstermiştir. İkinci bölümde ise bütün bozuklukların düzeltilebilmesi için alınması gereken tedbirlere yer vermiştir.

Koçi Bey'in Risalesi, 17. Yüzyıl'da devlet düzeniyle ilgili yazılı bir rapor verme geleneği olmadığı için bir ilktir. Osmanlı padişahlarının hataları korkusuzca ve isabetli şekilde dile getirilmiştir.

Koçi Bey, sarayın içerisinde ve padişahın danışmanları arasında olduğu için devlet çarkının nasıl döndüğünü bilmekte, bu sebeple yapmış olduğu gözlemler ve getirmiş olduğu teklifler çok önemlidir.

Koçi Bey'den 365 yıl sonra, tımar sistemindeki bozuklukların KİT'lerde sürmekte olduğunu anlamamız, esamili yeniçerilerin yerini sendikalı kamu işçilerinin almış olduğunu fark etmemiz, devlet malının çarçur edilmesi ve yağmalanmasının aynıyla sürmekte olduğunu ibretle görmemiz için önemli bir vesika olan risaleden bazı tespitleri sizinle paylaşmak ve tarihin ibret almayan toplumlar için tekerrür olduğunu bir kere daha dikkatinize getirmek istiyorum.

Koçi Bey'in uyarıları

KOÇİ Bey, padişahların zenginliğinin zengin ve refah içinde olan halk kitlesiyle mümkün olacağını, zulümle bir memleketin yaşayamayacağını, dünyanın her yerinde olduğu gibi her şey iki dudağı arasında olan mutlak hükümdarın etrafında daima dalkavuklar ve fırsatçılardan örülmüş bir çemberin teşekkül edeceğini, bunların şahsi menfaatleri uğruna baştaki otoriteyi yanlış yollara sürükleyebileceğini, bu zümrenin çemberi yüzünden otoritenin halktan, dürüst ve yurtsever devlet adamlarından uzaklaşacağını anlatmaya çalışmıştır.

Koçi Bey, bilhassa mülki ve askeri teşkilatın basamak basamak nasıl dejenere edildiğini, devlet adamlarının alenen rüşvet aldığını, memuriyetlerin rüşvetle satıldığını, saray ağalarının memlekete sahip olduğunu, sipahi zorbalarının ve devlete karşı isyan eden eşkıyanın halkın sırtından geçindiğini, bu yüzden halk tabakasının ıstırap çektiğini, Anadolu'nun ah ve vahlar diyarı haline geldiğini vurgulamıştır.

Koçi Bey, bir zamanlar Osmanlı ülkesinde yaşayan köylü ve şehirlileri refaha kavuşturmuş, memleketi ekilmiş yemyeşil tarlalar haline getirmiş olan tımar ve zeamet sisteminin; kökünden bozulduğunu, halkı refah yerine aç bırakan, ekilmiş tarlaları bozartan ve verimsiz topraklar haline getiren bir sisteme dönüştüğüne dikkat çekmeye çalışmıştır. Koçi Bey, üretmeyen ve hazineden beslenme alışkanlığını sürdürmek isteyen organizasyonlara sahip devletlerin ve toplumların sonrasının felaket olacağını, derin bir vukuf ile açıklamıştır. Koçi Bey, merkezi yönetimin kuşatılma riskinin yüksekliğini vurgularken aynı zamanda da katılımcı bir yönetimin ihtiyacını dile getirmiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı