Ödev Sitesi aradagınız tüm konular!!

Ödev Sitesi aradagınız tüm konular!!

Kpss Sınavında Çıkabilecek Güncel Konular KPSS-A Nedir, KPSS-B Nedir? Kpss Vatandaşlık Uluslararası Kuruluşlar Sunusu Tarih, Coğrafya, Vatandaşlık, Eğitim Bilimleri ve Matematik Kpss Vatandaşlık,Anayasa ve Tarih İle İlgili Sınav Kazandıracak Püf Noktaları Kpss A Sınavlarına Hazırlık İçin Temel Başvuru Kaynakları Kpss Türkçe Ders Notları Kpss İngilizce Ders Notları Kpss İnkılap Tarihi Ders Notları Kpss Matematik Konu Anlatımı - Kpss Coğrafya Ders Notları Kpss Tarih Ders Notları

5.SINIF FEN VE TEKNOLOJİ-Hareket ve Kuvvet Konu Anlatımı

23/3/2009
Kategori: Fen Bilimleri

El arabasının hareket etmesinin nedeni, arabaya uygulanan itme kuvvetidir.
 • Yukarıya doğru atılan topun yükselmesinin nedeni, topa uygulanan itme kuvvetidir.
 • Yukarıya atılan cisimlerin tekrar yere düşmesinin nedeni yer çekimi kuvvetidir.
 • Kapıları açıp, kapatmak için itme ve çekme kuvveti uygularız.
 • Kuvvet etkisiyle oluşan hareketler şunlardır:Dönme, sallanma, hızlanma, yavaşlama ve yön değiştirmedir.
 • Kuvvet etkisiyle şekil değişikliği oluşturulabilir.Örneğin; bükme, sıkma, germe ve vurma gibi.
 • Kuvvet uyguladığımızda her cismi hareket ettiremeyebiliriz.
 • Kuvvet uygulayarak her cismin şeklini de değiştiremeyebiliriz.
 • Cisimlere kuvvet uygulandığında cisimler hareket eder, hareketli ise durur, şekli değişebilir, bazen de hareket ettiremeyiz. Eğer cisimlere uygulanan kuvvet bedenimiz veya başka bir cisim temasından kaynaklanıyorsa, buna fiziksel temas gerektiren kuvvetler denir.
 Temas Gerektiren Kuvvetler:
 1. Bizim sandalyeyi hareket ettirmemiz.
 2. Topa vurmamız ya da durdurmamız
 3. Saçımızı taramak
 4. rüzgarın cisimleri hareket ettirmesi
 5. Duvarda delik açmak için uygulanan kuvvet gibi…
 Temas Gerektirmeyen Kuvvetler:
 1. Kazağımızı çıkardığımızda saçımızı etkileyen kuvvet
 2. Saçımıza sürdüğümüz tarağın küçük kağıt parçalarını çekmesi.
 3. Mıknatısın demir, kobalt ve nikeli çekmesi.
 4. Çıtıdan kiremitin düşmesi gibi….
 • Yünlü kumaşa sürttüğümüz tarağı çok az açılmış bir musluktan akan suya yaklaştırdığımızda suyu çeken kuvvet temas gerektirmeyen kuvvettir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

MANCINIKLARIMIZI YARIŞTIRALIM(FEN VE TEKNOLOJİ 7.SINIF PERFORMAN

23/3/2009
Kategori: Fen Bilimleri


Başlangıçta, ok atmakta kullanılan büyük sehpalı yay (arbalet) anlamına gelen mancınık, yıllar sonra kargı, mızrak ve taş atmakta kullanılan makina anlamını taşımaya başladı. Mancınığı ilk kullanan Yunanlılar’ dır.

Mancınığın yayı, önceleri boynuzdan yapılırdı. Ama kısa bir süre sonra, bunun, elde kullanılan küçük mancınıklar için yeterli olmasına karşılık, ağır mızrak ve taşları atacak güçte olmadığı anlaşıldı. Yeni silahta, boynuzdan yapılan yayın yerine, iki sağlam ağaç kol takıldı ve yay teli, bu kolların uçlarına bağlandı. Kolların öteki uçları, bükümlerin arasına sokulur, bu düzenek, bir ağaç çerçeve içine takılır, ya çerçeveye sokulan çubuklarla yada mandallı bir çarkla sıkılırdı. “Katapult” adı verilen bu silah, Romalı komutanlar tarafından çok beğenildi. Benzer mancınıklarla son zamanlarda yapılan deneylerden anlaşıldığına göre, söz konusu silahlar, bir zıpkını 400 metreye (normal yayla ulaşılması olanaksız bir menzil) kadar atabiliyordu.

Bazı Mancınık Çeşitleri :

Taş Mancınığı : Romalılar, zıpkın ve kargı gibi silahları katapultla atmalarının yanı sıra, kale yada kent kuşatması sırasında ağır ve büyük taşları atabilecek bir aygıtta geliştirdiler. “Taş Mancınığı” adı verilen bu silah, sağlam ve uzun bir ağaç koldan oluşmaktaydı. Kolun bir ucu, bir çerçeveye takılıydı; öbür ucunda, taşların konabileceği kepçe biçimli bir yuva vardı. Atma kolu, bir boynuz yayla yukarı doğru fırlatılınca, büyük bir yastığa çarpıp ucundaki taşı atıyordu. Katapultta olduğu gibi, taş mancınığındada boynuzdan yapılmış yayın yerini zamanla, ana çerçevenin bir yanından ötekine uzanan burulma yayı aldı. Atma kolunun öteki ucuda bu burulma yayının içinden geçirildi.

İ.Ö. I.yy. dolaylarında, Çin ordusunda da, Yunanlılarınkine benzeyen büyük bir arbalet geliştirilmişti. Söz konusu dönemde Çinlilerin en büyük düşmanları, bozkırlarda yaşamakta olan oklu süvarilerdi ve Çinliler, düşmanlarına karşı koyabilmek amacıyla, atış hızı yüksek bir silah yapmak zorunda kalmışlardı. Çinlilerin o dönemde yapmış oldukları bir tetik ve horoz mekanizması, günümüzde bile bazı yalın silahlarda kullanılmaktadır.

Mangonel :Roma imparatorluğunun yıklımasından sonra, Avrupa’ da katapult ve taş mancınığın yaygınlığı azaldı. Ortaçağda Avrupa’ da mancınığın pek görülmemesine karşılık, İ.S. 1100  yıllarında Çinliler yalın bir mancınık yaptılar. Bu silah, merkezinden bir mille hareket eden uzun bir koldan oluşmaktaydı. Kolun bir ucunda taş atmak için bir sapan vardı. Öteki ucu da, çekme halatlarına bağlanıyordu Atış sırasında bir kaç kişi, halatları hızla çekip, kolu kaldırıyor ve öteki uçtaki taşı atıyorlardı. Batı dünyasında “mangonel” adı verilen bu mancınık, bir süre sonra Araplar tarafındanda kullanılmaya başlandı.

Haçlı seferleri sırasında Ortadoğu ülkelerinde iki tür mancınık kullanılıyordu; ama ikiside yeterli değildi. Öellikle nemin fazla olduğu bölgelerde, saçtan yapılmış burulma çileleri gevşiyor ve silahın etkisi azalıyordu. Mangonel tipindeyse, halatların aynı zamanda ve aynı güçle çekilmesi gerektiğinden etkili atışlar yapılamıyordu.
<_script /><_script />Terazili Mancınık :Bir süre sonra mangomelde, kola bağlı halatları çeken insan gücü yerine, büyük bir karşıt ağırlıktan yararlanılmaya başlandı. Bu tür mancınıkta, atış kolu serbest bırakıldığında, öteki uçtaki ağırlık aşağıya düşüyor ve kolun ucundaki taşı fırlatıyordu. Atılan taşlarda daha dikkatli seçilmeye başlandı. Cephane olarak kullanılan bu taşlar, küre biçiminde ve hep aynı ağırlıkta yapılıyordu. Böylece ağırlık değişmediğinden, daha isabetli atışlar yapılabiliyordu. Mancınığın bu türü İ.S. 1200 yıllarında Avrupa ve Ortadoğu Ülkelerine yayıldı; 1275 yıllarında da Marko Polo tarafından Çin’ e götürüldü.

Terazili mancınık, 135 kiloluk gülleleri, 275 metreye kadar isabetli atabiliyordu. Bu silahın ortaya çıkmasıyla kale duvarlarınında daha dayanıklı yapılması zorunlu oldu. Avrupada ilk top’ lar, 1325 yılında kullanılmaya başlandı. Ama topların, mancınığın yerini alması için yaklaşık 100 yıl daha geçmesi gerekti. O tarihten sonrada, mancınık cephanesi olarak kullanılan taş gülleler, bir süre daha ortadan kalkmadı, top mermisi olarak kullanıldı.

bilim ve teknoloji ansiklopedisi

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TARIMDA KULLANILAN İLAÇLARIN ZARARLARI

23/3/2009
Kategori: Fen Bilimleri


Zararlılar ile mücadele ve bitki koruma amacıyla kullanılan her türlü ilaç ve preparatlar ve bunların üretiminde kullanılan her türlü maddelere pestisid diyoruz..[1] Eski kültürlerde bazı bitki hastalıklarına karşı kükürt kullanıldığı bilinmekle beraber, asıl bitki koruma çalışmaları 19. yy. da Pasteur’ün bazı bitkisel ve hayvansal hastalıklara ait mikroorganizmaları keşfetmesi ile bunu takiben bu organizmaları etkileyebilecek ilaçların araştırılmasıyla bitki koruma alanında tarım ilaçları kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de kullanılmakta olan bazı kimyasal maddelerden DDT’nin böcek öldürücü özellikleri 1939 ‘da ve 2,4 D ‘nin ot öldürücü özellikleri 1941 yılında bulunmuş ve kullanılmaya başlanmasıyla beraber doğrudan doğruya kimyasal bir devrim başlamıştır.[2] İnsanlar, hayvanlar ve bitkilere çeşitli derecelerde zararı dokunabilecek 10.000 den fazla böcek, 600 yabancı ot, 1500 den fazla bitki hastalığı ve 1500 tür nematod bilinmektedir.[3] Bu nedenle doğal dengeyi bu şekilde tehdit eden tarım ilaçlarından vazgeçmemiz de mümkün değildir. Ancak, Bazı makalelerde “Elimizde varolan ve geliştirebileceğimiz tekniklerle iki kat daha fazla gıda elde ederek iki kat nüfusun beslenme gereksinimini karşılayabilmemiz için şu anda kullanmakta olduğumuz sunni gübre miktarının 6.5 katı sunni gübreye, harcadığımız enerjinin 3 katı enerjiye ve tüketmekte olduğumuz tarım ilacının 6 katı tarım ilacına ihtiyacımız vardır.” denilmektedir. Dünyadaki artan nüfusu besleyebilmek için şu anki kullanımla bile doğal dengeyi bozucu nitelik taşıyan tarım ilaçlarının 6 kat daha bilinçsizce kullanımı beraberinde nice altı katlar daha getirecek ve doğal denge düzelmez bir şekilde bozulacaktır. İleriki tarihlerde Agatha Christie türü roman yazanlar, ilk önce eve kutu kutu meyve getirenlerin katil olacağından şüphelenecektir sanırım.

Son yıllarda kanser oranlarındaki artış normal ölümlerde % 25 lere çıkmış durumda.

 

İnsanı öldürücü doz, her kimyasala göre değişiklik gösterir. Kimi ilaç 5 mg. ile insanı öldürür, kimi ilaç 10 mg. la. Yediğimiz yiyeceklerle azar azar vücudumuza aldığımız ilaç kalıntıları, vücudumuzda birikmeye başlıyorlar. Hepsini atamadığı için, bir gün, son ısırdığımız salatalık ile öldürücü doz tamamlanıyor ve yemekten sonra sandalyede otururken dikilip gidiyoruz. Teşhis kalp yetmezliği.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kütle Çekim Kuvveti Nedir?

23/3/2009
Kategori: Fen Bilimleri

Dünya’nın  ve   diğer  gök  cisimlerinin,   üzerinde  bulunan   cisimlere  uyguladığı   çekim kuvvetine kütle çekim kuvveti denir.

  Gök cisimlerinin, üzerinde bulunan cisimlere uygulayacağı kütle çekim kuvvetinin büyüklüğü aynı değildir.

  Gök cisimlerinin üzerinde bulunan cisimlere uyguladığı kütle çekim kuvvetinin büyüklüğü, o gök cisminin kütlesine ve gök cisminin yarıçapına yani gök cismi (nin kütle merkezi) ile cisim arasındaki uzaklığa (yarıçapının karesine) bağlıdır.,


  Gök cisminin kütlesi artıkça kütle çekim kuvveti artar. Kütlesi büyük olan gök cisminin, üzerinde bulunan cisme uygulayacağı kütle çekim kuvveti kütlesi küçük olan gök cisminin uygulayacağı kütle çekim kuvvetinden büyük olur.

  Gök cisminin yarıçapı yani gök cismi (nin kütle merkezi) ile cisim arasındaki uzaklık arttıkça kütle çekim kuvveti azalır.

• Gök cisimlerinin üzerinde bulunan cisimlere uygulayacağı kütle çekim kuvvetin yönü her zaman gök cisminin merkezine doğrudur.
• Gök cisimlerinin, üzerinde bulunan cisimlere uygulayacağı kütle çekim kuvvetinin büyüklüğü aynı değildir. Güneş sisteminde bulunan gök cisimlerinin 1 kg lık kütleye uyguladıkları kütle çekim kuvvetlerine bakılarak hangi gök cisminin kütlesinin büyük olduğu görülebilir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

1 kg lık kütleye Gezegenlerde uygulanan çekim kuvveti

23/3/2009
Kategori: Fen Bilimleri

Güneş247NMars ta3,77N
Merkür 3,70NJüpiter de 23,30N
Venüs 8,87NSatürn de 9,20N
Ay’da 1,62NÜranüs te 8,69N
Dünya da 9,81NNeptün de 11,00N

 
Bu verilere göre:
Kütlesi en büyük olan gezegen Jüpiter’dir.
Dünya’daki kütle çekim kuvveti Ay’daki kütle çekim kuvvetinin yaklaşık 6 kat daha fazladır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kütle ve Ağırlık Arasındaki Farklar

23/3/2009
Kategori: Fen Bilimleri


Kütle ve ağırlık aynı kavramlar değildir.
  1-Kütle, bir cismin değişmeyen madde miktarıdır. Ağırlık ise bir cisme etki eden yer çekimi kuvvetinin büyüklüğüdür.

  2-Kütle eşit kollu terazi ile ağırlık dinamometre (veya aylı el kantarı) ile ölçülür.

  3-Kütle yönsüz (skaler), ağırlık ise yönlü (vektörel) büyüklüktür.

  4-Ağırlık cismin bulunduğu yere göre değişirken kütle değişmez. (Farklı gezegenlerde cisme uygulanan kütle çekim kuvveti farklı olduğu için ağırlık değişir).

  5-Kütle birimi kg ya da gr dır. Ağırlık birimi N ya da dyn dir

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Fen ve Teknoloji Ödevi:Kimyasal tepkimelerde kütlenin korunduğun

23/3/2009
Kategori: Fen Bilimleri

KÜTLENİN KORUNUMU

Bir kontrol hacminin her yüzeyinden giren ve çıkan net kütle ile kontrol hacmindeki değişimin toplamı sıfırdır. yani kontrol hacmindeki toplam kütledeki değişim, kontrol hacminin yüzeylerinden giren veya çıkan net kütleye bağlıdır.

Akışkanın yoğunluğuna r (ro kullanamadığımdan), x yönündeki hızına u diyelim. kontrol hacmini de, kenarları dx, dy, dz olan diferansiyel boyutlarda bir küp seçelim. birim zamanda, birim alanda bir yüzeyden geçen kütle miktarı, örneğin x yönünde, r.u olacaktır. birimlerden bunu anlayabiliriz. yoğunluğun birimi kg/m^3, hızın birimi ise m/s olduğu göz önüne alınırsa, r.u ifadesinin birimi, kg/(m^2.s) olacaktır. bu da birim zamanda birim alanda geçen kütle miktarıdır. bu ifadeyi akışkanın u hızıyla geçtiği alanla çarparsak r.a.u elde ederiz. kütlenin korunumu kanununa göre, kontrol hacminde kütle birikimi olmadığı kabul edilirse bu yüzeyden geçen kütle miktarı, çıkan kütle miktarına eşit olacaktır. bu da çok bilindik bir formülü verir:

r1.a1.v1 = r2.a2.v2

Buna göre yoğunluğu sabit olan bir akışkan, alanı daralan bir kesitten geçiyorsa hızlanır. bu, mühendislikte çok önemli sonuçlar doğurur. türbinlerin, kompresörlerin çalışma prensibi buna dayanır. boğazlarda akıntının daha fazla olmasının sebebi budur. sonuçta dünyayı çekip çeviren denklemlerden biridir.

(gönül buraya nablalı, kısmi türevli bir sürü denklem yazmak isterdi, zaten niyetlendim, dx, dy, dz filan yazdım ama sonra düşündüm ki, bu insanlar hayatları boyunca türevlerle, integrallerle uğraşıyor, bari sözlükte rahat etsinler. sonuçta ufak tefek bir formül çıkarmış olduk...)

Kimyada ise, bir kimyasal tepkimeye giren maddelerin toplam kütlesi, çıkan maddelerin toplam kütlesine eşittir.

Türkiye'de kütlenin korunumu kanununun çuvalladığı yerler vardır. mesela bir bankaya koyduğunuz paranın kütlesi ile aldığınız paranın kütlesi arasında ne yazık ki fark vardır. arada tepkimeyi yapan kişiler, yani hortumcularda bir kütle artışı olmaktadır. kütlenin korunumuna aykırı olmadığı düşünülse de aradaki farkın bulunamaması bu kanunun açıklayamadığı noktadır.

Kütlenin Korunumu Kanunu
Bir kimyasal reaksiyonda giren maddelerin toplam kütlesi ile ürünlerin toplam kütlesi birbirine eşittir.
H2+1/2O2-->H2O
2gr. 16gr. 18gr
KÜTLENİN KORUNUMU
Bir kimyasal tepkimede pratik olarak tepkimeye giren maddelerin kütleleri toplamı, tepkime sonunda oluşan ürünlerin kütleleri toplamına eşittir.
Ancak gerçekte tepkime sonunda bir miktar kütle enerjiye dönüşür. Fakat bu kütle oldukça az olduğundan ihmal edilir.
Biz kütlenin değişmediğini kabul edip sorularımızı ona göre çözeceğiz.
Ca + Br2 CaBr2
40 g + 160 g 200 g
20 g + 80 g 100 g
10 g + 40 g 50 g
5 g + 20 g 25 g
1 g + 4 g 5 g
2 g + 8 g 10 g
Bir kimyasal tepkimede
I. Atom cinsi ve sayısı kesinlikle korunur.
II. Elementlerin mol - atom sayıları kesinlikle korunur.
III. Kütle kesinlikle korunur.
IV. Enerji kesinlikle korunmaz.
V. Kimyasal özellikler kesinlikle korunmaz.
VI. Mol sayısı korunabilirde korunmayabilirde.
VII. Molekül sayısı, basınç ve hacim tepkimenin cinsine maddelerin yapısına ve ortamın şartlarına göre korunabilir de korunmayabilirde

1. bir kontrol hacminin her yüzeyinden giren ve çıkan net kütle ile kontrol hacmindeki değişimin toplamı sıfırdır. yani kontrol hacmindeki toplam kütledeki değişim, kontrol hacminin yüzeylerinden giren veya çıkan net kütleye bağlıdır.

akışkanın yoğunluğuna r (ro kullanamadığımdan), x yönündeki hızına u diyelim. kontrol hacmini de, kenarları dx, dy, dz olan diferansiyel boyutlarda bir küp seçelim. birim zamanda, birim alanda bir yüzeyden geçen kütle miktarı, örneğin x yönünde, r.u olacaktır. birimlerden bunu anlayabiliriz. yoğunluğun birimi kg/m^3, hızın birimi ise m/s olduğu göz önüne alınırsa, r.u ifadesinin birimi, kg/(m^2.s) olacaktır. bu da birim zamanda birim alanda geçen kütle miktarıdır. bu ifadeyi akışkanın u hızıyla geçtiği alanla çarparsak r.a.u elde ederiz. kütlenin korunumu kanununa göre, kontrol hacminde kütle birikimi olmadığı kabul edilirse bu yüzeyden geçen kütle miktarı, çıkan kütle miktarına eşit olacaktır. bu da çok bilindik bir formülü verir:

r1.a1.v1 = r2.a2.v2

buna göre yoğunluğu sabit olan bir akışkan, alanı daralan bir kesitten geçiyorsa hızlanır. bu, mühendislikte çok önemli sonuçlar doğurur. türbinlerin, kompresörlerin çalışma prensibi buna dayanır. boğazlarda akıntının daha fazla olmasının sebebi budur. sonuçta dünyayı çekip çeviren denklemlerden biridir.

(gönül buraya nablalı, kısmi türevli bir sürü denklem yazmak isterdi, zaten niyetlendim, dx, dy, dz filan yazdım ama sonra düşündüm ki, bu insanlar hayatları boyunca türevlerle, integrallerle uğraşıyor, bari sözlükte rahat etsinler. sonuçta ufak tefek bir formül çıkarmış olduk...)

kimyada ise, bir kimyasal tepkimeye giren maddelerin toplam kütlesi, çıkan maddelerin toplam kütlesine eşittir.

türkiye'de kütlenin korunumu kanununun çuvalladığı yerler vardır. mesela bir bankaya koyduğunuz paranın kütlesi ile aldığınız paranın kütlesi arasında ne yazık ki fark vardır. arada tepkimeyi yapan kişiler, yani hortumcularda bir kütle artışı olmaktadır. kütlenin korunumuna aykırı olmadığı düşünülse de aradaki farkın bulunamaması bu kanunun açıklayamadığı noktadır.
KÜTLE KORUNUMU YASASI


Fizik ve kimya derslerinde sık sık karşılaştığımız bir söz vardır: "Var olan şey yok, yok olan da var edilemez". "Maddenin veya kütlenin korunumu kanunu" olarak bilinen bu ifade, Fransız kimyacısı A. L. de Lavoisier'e aittir.

Lavoisier kimyasal bileşiklerdeki kütle miktarlarının değişmezliği konusunda şunları söylemiştir: “Hiçbir şey ne yapay ne de doğal işlemlerle yeniden yaratılmaz. Şu temel yasa ortaya atılabilir ki, her bir işlemde madde niceliği işlemden önce ve sonra aynı büyüklüktedir ve temel maddelerin niteliği aynıdır; yalnızca dönüşümler ve değişen biçimler vardır.” Bu bilgi modern nicel kimyanın temeli olmuş ve daha sonra, kimyasal tepkimelerde “Kütlenin Korunumu Yasası” olarak nitelenmiştir.

Antoine Laurent Lavoisier (1743-1794) ####l oksitlerinin, daha önce Joseph Priestley (1733-1804) ve Carl Wilhelm Scheele (1742-1786) tarafından keşfedilmiş bulunan oksijen ile ####llerin verdiği bileşikler olduğunu kanıtlayıp, yanma ve oksitlenme olaylarının bugün bile geçerli olan açıklamasını yaparak kimyada devrim yaratmış; kimyasal adlandırma konusunda son derece değerli çalışmalarda bulunmuş; maddeye gerçek anlamını vererek elementin nicel tanımını yapmış; kapalı kaplarda yaptığı deneylerde, kimyasal tepkimeler sırasında kütlenin değişmediğini saptayarak kütlenin korunumu yasasını sunmuştur. Kimyaya nicel yöntemleri yerleştiren Lavoisier’nin 1789’da yayınladığı Traité Élémentaire de Chimie (Temel Kimya İncelemesi) adlı yapıtı, fizikte Newton’un Principia’sına eşdeğer biçimde kimyada devrime yol açmıştır.


Karbon ve oksijenden karbondioksidin teşekkülünü gösteren;
C + 02 =CO2
reaksiyon denklemine kütlenin korunumu kanununu uygulayalım. Daha işin başında, bu denklemi yazmakla sistemimizi tespit etmiş oluyoruz. Diyoruz ki, "bizi yalnız karbon, oksijen ve karbondioksit ilgilendirir. Sadece onların ağırlıkları arasında bir hesaplama yaparız." Eğer karbon ve oksijen ağırlıkları uygun oranda ise, meydana gelecek olan karbondioksit ağırlığı, karbon ve oksijen ağırlıkları toplamına eşit olacaktır. Yani, kütle korunacaktır. Çünkü, daha başlangıçta sistemimizi çerçevelemiş, başka madde çeşitlerinin giriş ve çıkışını yok farz etmiştik.

Şimdi her tarafı kapalı bir kap düşünelim. İçinde yüzlerce çeşit bileşik bulunsun. Kabımızı tartalım ve ateşin üzerine koyalım. Bunun sonucu olarak da, kabın içinde çok sayıda reaksiyon olduğunu ve bir çok yeni bileşiklerin de teşekkül ettiğini farz edelim. Deney sonunda kabımızı tekrar tarttığımız zaman, ağırlığının aynı kaldığını görürüz. Çünkü, kabımız kapalı olduğundan dışarı madde çıkışı olmamış, yani, mevcut kütle kaybolmamıştır. Dışarıdan da herhangi bir madde girişi olmadığından, yoktan yeni bir kütle meydana gelmemiştir. Dışarıdan içeriye bir şey koysaydık veya içinden bir şeyler alsaydık, kutunun ağırlığında mutlaka bir değişme olacaktı.


Kısaca, kütlenin korunumu, çerçevesi tespit edilmiş bir kapalı sisteme uygulanan ve maddenin dönüşümleri esnasındaki ağırlıkla ilgili münasebetleri gösteren bir kanundur. Ansiklopedilerden Lavoisier'in biyografisini okuduğumuz zaman, O'nun, kimyada teraziyi ilk kullanan ilim adamı olduğu görülür. Buradan da o kimyacının, söz konusu ifade ile maksadının ne olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Kütlenin korunumu prensibinin geçerli olmadığı bazı gerçek fiziki olaylar da mevcuttur. Mesela, bu gün maddenin enerjiye dönüştüğü bilinmektedir. Einstein'ın en önemli buluşu olan E = mc2 formülünden, m kütlesi kadar azalmanın enerji karşılığı, c ışık hızının karesiyle çarpılması sonucu bulunmaktadır. Bu uygulamaya misal olarak bir atomun çekirdeğini teşkil etmek üzere bir araya gelen nötron ve protonların toplam kütlelerinin azalmasını verebiliriz. 35/17 CI şeklinde gösterilen klor atomu çekirdeği kütlesinin, 18 nötron ve 17 protonun toplam kütlesine, yani 17X1.007277+ 18X1.008665 = 35.289005 atomik kütle birimine eşit olması gerekir. Burada 1.007277 bir protunun, 1.008665 de bir nötronun kütlesidir. Fakat çok hassas deneyler sonucunda bir klor atomu çekirdeğinin 34.96885 atomik kütle birimi olarak, yani, 0.32016 daha az bulunmuştur. Aradaki kütle farkı, enerjiye dönüşmüş, madde aleminden yok olmuştur.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı