Ödev Sitesi aradagınız tüm konular!!

Ödev Sitesi aradagınız tüm konular!!

Kpss Sınavında Çıkabilecek Güncel Konular KPSS-A Nedir, KPSS-B Nedir? Kpss Vatandaşlık Uluslararası Kuruluşlar Sunusu Tarih, Coğrafya, Vatandaşlık, Eğitim Bilimleri ve Matematik Kpss Vatandaşlık,Anayasa ve Tarih İle İlgili Sınav Kazandıracak Püf Noktaları Kpss A Sınavlarına Hazırlık İçin Temel Başvuru Kaynakları Kpss Türkçe Ders Notları Kpss İngilizce Ders Notları Kpss İnkılap Tarihi Ders Notları Kpss Matematik Konu Anlatımı - Kpss Coğrafya Ders Notları Kpss Tarih Ders Notları

49 Erkeğin Sölediği 49 Enteresan Söz -

31/3/2009
Kategori: Edebiyat

49 Erkeğin Sölediği 49 Enteresan Söz -


9 Erkeğin Sölediği 49 Enteresan Söz -
1- Bira, Tanrı'nın bizi sevdiğinin ve eğlenmemizi
istediğinin kanıtıdır.
Benjamin Franklin

2-Belki de bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir.
Aldous Huxley

3- Tabii ki Tanrı beni affedecektir, bu onun işi.
Heinrich Heine (Ölüm döşeğinde):@ :@ :@ :@

4- Senin ruhun yok, sen zaten ruhsun, senin bedenin
var.
C.S. Lewis

5- Allah kahretsin! Sessiz dua etmeyi unuttuk.
Dwight D. Einsenhower

6- Aşk, acı veren zihinsel bir hastalıktır.
Platon

7- Sizi artık ben bile kurtaramam.
İsmet İnönü (Tahkikat komisyonu kurmak üzere meclise
teklif verdikleri zaman Adnan Menderes ve ekibine)

8- Geleceği merak ediyorsanız, insan suratına yapışmış
bir postal hayal edin, her zaman...
George Orwell

9- Para sizi mutlu etmez, çünkü mutluluk da zengindir.
Groucho Marx (bu lafı cok sevdim çok doğru bi laf)



10- Doğru şeyi yapmak için her zaman "doğru" zamandır.
Nelson Mandela

11- Dünyayla aranızdaki kavgada dünyayı arkanızda
bırakın.
Franz Kafka

12- Her şey akar, çünkü hayatta hiçbir şey sabit
değildir.
Heraclitus

13- 18 yaşımız kanaatlarımızın üstünden baktığımız
tepeler, 45 yaşımız ise içine sakladığımız mağaralar
gibidir.
F. Scott Fitzgerald

14- Yeterli sayıda orta parmakla doğmadım.
Marilyn Manson

15- Dünyaya yellenmek için geldik, sakın sizi
kandırmalarına izin vermeyin.
Kurt Vonnegut

16- Bunu ben de yaparım.
Kenan Evren (Picasso tablosuna bakarak...)


17- Başkan yaparsa yasa dışı olmaz.
Richard Nixon

18- Tanrılar şakaya çok düşkün.
Aristo

19- Başarı için bekleyemem, o yüzden onsuz devam
ederim.
Jonathan Winters

20- Birisinin karakterini anlamının en iyi yolu,
kendisine hiçbir iyiliği dokunmayan birisine nasıl
davrandığına bakmaktır.
Samuel Johnson

21- Başkalarından ileri görüşlü olmamın nedeni,
devlerin omuzlarında olmamdır.
Isaac Newton

22- İşeyen bir domuz gibi yazıyorum.
Wolfgang Amadeus Mozart

23- Yarış kazanmak istiyorsan, ne hızda gitmen
gerektiğini bilmeli ve o kadar hızlı gitmelisin; ne
eksik ne de fazla...
Alain Prost

24- Bir insanın karakterini test etmek isterseniz ona
yetki verin.
Abraham Lincoln

25- Gerçek gangsterler bilinenin aksine siyah değil
beyaz takım elbise giyer... Ve beyaz makosen
ayakkabılar...
Frank Sinatra

26- Zam yapanı şikayet edin.
Süleyman Demirel (Başbakanlığı sırasında)

27- Çocuklarımın renklerinden dolayı değil,
karakterlerinden dolayı yargılanacakları bir toplum
hayal ediyorum.
Martin Luther King

28- Bizi hayvanlardan ayıran en önemli özellik,
verdiğimiz sözü tutmamızdır.
Homer Simpson

29- Aşkı satın alamazsın ama bedelini ödersin.
Henry Youngman

30- İnsanlar kendi kendini idare edemeyeceği için
kurallar konur.
Chuck Yeager

31- Cehenneme gidecekseniz buradan düz aşağı
iniyorsunuz.
Winston Churchill

32- O Tanrı'nın eliydi...
Armando Diego Maradona (İngiltere'yle yapılan bir
Dünya Kupası maçında gelen bir ortaya kafaya
yükseldiği zaman topu eliyle kalelere gönderip gol
sayılınca...)

33- Benim memurum işini bilir.
Turgut Özal (Rüşvet söylentileri sırasında)

34- Dinleyin başkanım; yoruldum, kalbim hasta ve üzgün.
Bundan sonra savaşmayacağım.
Şef Joseph

35- Eğer seksten sonra sigara içiyorsanız çok
hızlısınız demektir.
Woody Allen

36- Değil Schmeichel, dünyanın bütün Michael'ları gelse
o topu çıkaramaz.
Ümit Aktan (Galatasaray'ın Manchester United'da 3-3
berabere kaldığı maç esnasında Arif'in golünden sonra)


37- Hayattaki en güzel şeylerden biri her işi bırakıp
yemek yiyebilmektir.
Luciano Pavorotti

38- Her kadın evlenmeli ama hiçbir erkek evlenmemeli.
Benjamin Disrael

39- Evet. Kendimi çok iyi hissediyorum... Ya siz?
Deniz Gezmiş (İdama giderken "kendini nasıl
hissediyorsun?" diye soran yetkiliye cevaben)

40- İki şeyin sonsuz olduğunu biliyorum; evren ve
aptallık. Aslında ilki konusunda çok da emin değilim.
Albert Einstein

41- Asla bir doktorla kumar oynamayın. "Annenizin yeri"
isimli bir yerde yemek yemeyin ve dertleri sizden daha
fazla olan bir kadınla yatmayın.
Nelson Algren

42- Tanrı'ya şükredin ve cephaneyi boşverin.
Howell Forgy (Pearl Harbour'da)

43- Çamurdan zarar gelmez.
Osman Durmuş (Çamurda yüzen çadırlarda yaşayan
depremzede insanlar hatırlatıldığı zaman...)

44- Bir insan arzu ettiği her şeyi başarabilecek
güçtedir. Tabii sonsuza kadar vakti olduğunda.
Bill Cosby

45- Bilgi bilim değildir, bilim bilgelik değildir,
bilgelik doğru değildir. Doğru güzel değildir,
güzellik aşk değildir, aşk müzik değildir.
Frank Zappa

46- Sizin asaletiniz sizinle birlikte toprak olacak
ancak benim asaletim benimle birlikte başlıyor.
Napolyon (Kendisiyle "soysuz" diye dalga geçen bir
Fransız asilzadesiyle yapacağı düello öncesinde...)

47- Ormanda; Fantom şehire inince şehirli gibi giyinir
derler.
(Kızılmaske çizgi romanından)

48- Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
Nazım Hikmet (Ünlü ressam Abidin Dino'ya)

49- Sesinde ev dağınıklığı var.
Cemal Süreya (Sevdiği kadına)

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Dilin işlevleri

31/3/2009
Kategori: Edebiyat

Dilin işlevleri

1.GÖNDERGESEL İŞLEV:

Bir ileti dilin göndergeyi olduğu gibi ifade etmesi için düzenlenerek oluşturulmuşsa dil göndergesel işlevde kullanılmıştır. Bu başka bir ifadeyle dilin bilgi verme işlevidir. Burada amaç, gönderge konusunda doğru, nesnel, gözlemlenebilir bilgi vermektir. Bu işlev daha çok kullanma kılavuzlarında, nesnel anlatılarda, bilimsel bildirilerde, kısa not ve özetlerde karşımıza çıkar.

ÖRNEK: “ Hegel’in felsefesinin çıkış noktası bilim değil, tarihtir.”

2.HEYECANA BAĞLI İŞLEV:

Bir ileti, göndericinin iletinin konusu karşısındaki duygu ve heyecanlarını dile getirme amacıyla oluşturulmuşsa dil heyecana bağlı işlevde kullanılmıştır. Bu işlev, göndericinin kendi iletisine karşı tutum ve davranışını belirtir. Bu işlevde çoğunlukla duygular, heyecanlar, korkular, sevinç ve üzüntüler dile getirilir. Dilin göndergesel işlevinde nesnellik, heyecana bağlı işlevinde öznellik hâkimdir. Özel mektuplarda, öznel betimlemeler ve anlatılarda, lirik şiirlerde, eleştiri yazılarında dilin heyecana bağlı işlevinden sıkça yararlanılır.

ÖRNEK: “Ben bu davranışınızı etik bulmuyorum, siz yanlış davranıyorsunuz.”

3.ALICIYI HAREKETE GEÇİRME İŞLEVİ:

Bu işlevde ileti alıcıyı harekete geçirmek üzere düzenlenmiştir. İletinin bir çeşit çağrı işlevi gördüğü bu işlevde amaç, alıcıda bir tepki ve davranış değişikliği yaratmaktır. Propaganda amaçlı siyasi söylevler, reklâm metinleri, genelgeler, el ilanları genellikle dilin bu işleviyle oluşturulur. Dilin alıcıyı harekete geçirme işleviyle hazırlanan metinlerde gönderici, iletiyi alanı işin içine sokmayı, onu sorgulamayı ister.

ÖRNEK: “Sınıfı hemen terk et.”

4.KANALI KONTROL İŞLEVİ:

Bir ileti, kanalın iletiyi iletmeye uygun olup olmadığını öğrenmek amacıyla düzenlenmişse dil, kanalı kontrol işlevinde kullanılmıştır. Gönderici ile alıcı arasında iletişimin kurulmasını, sürdürülmesini ya da kesilmesini sağlayan bu işlevde iletinin içeriğinden çok iletişimin devam ettirilmesi olgusu ağır basar. Törenlerde, uzun söylevlerde, aile yakınları ya da sevgililer arasındaki konuşmalarda; dilin kanalı kontrol işlevini yansıtan iletiler sıkça kullanılır.

ÖRNEK: “Beni anladınız değil mi?”

5.DİL ÖTESİ(ÜST DİL)İŞLEVİ:

Bir ileti dille ilgili bilgi vermek üzere düzenlenmişse o iletide dil, dil ötesi işlevde kullanılmıştır. Dilin dil ötesi işlevinde iletiler, dili açıklamak, dille ilgili bilgi vermek için düzenlenir. Daha çok bilimsel metinlerde ve öğretme amaçlı konuşmalarda karşımıza çıkan ve “yani, demek istiyorum ki, bir başka deyişle” gibi sözcüklerde kendini gösteren dil ötesi işleve, günlük yaşamda da sıkça başvurulur. Örneğin “Beni yanlış anlamayın, ben bu sözcüğü mecaz anlamda kullandım.”cümlesinde ileti, dille ilgili bilgi vermek, başka bir iletiyi açıklamak üzere düzenlenmiştir.

6.ŞİİRSEL(SANATSAL)İŞLEV:

Bir iletinin iletisi kendisinde ise dil şiirsel işlevde kullanılmıştır. Dil bu işlevde kullanıldığında iletinin iletmek istediği husus, iletinin kendisindedir. Bu durumda ileti, kendi dışında herhangi bir şeyi ifade etmez, yansıtmaz. Obje iletinin kendisidir. Örneğin dilin şiirsel işlevde kullanıldığı metinler olan lirik anlatılarda ve şiirlerde şiirin amacı o şiirin kendisidir. Şiirsel metinler, kendinden başka bir şeyi ifade etmeye ihtiyaç duymaz, bir şiir sadece şiir olduğu için önemli ve anlamlıdır, yani şiirin gerçeği, şiirin kendisidir. Dilin şiirsel işleviyle kullanıldığı metinlerde gönderici alıcıda hissettirmek istediği etkileri uyandırmak için, dili istediği gibi kullanır, yani kendi özgün üslubunu oluşturmak için bir anlamda dili yeniden yaratır. Edebi sanatlardan, karşılaştırmalardan, çağrışım gücü yüksek sözcüklerden yararlanarak imgeler oluşturur, sözcükleri daha çok yan ve mecaz anlamlarda kullanır. Edebi metinlerde dil şiirsel işlevde kullanılır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Gençliğe Hitabenin Açıklaması

31/3/2009
Kategori: Edebiyat

Gençliğe Hitabenin Açıklaması

EY TÜRK GENÇLİĞİ! :Atatürk Türk Gençliğine yüksek, içten bir edayla sesleniyor. Atatürk Türk gençlerine ‘Türk’ ifadesiyle seslenerek, gençlere kimliklerini, mensup oldukları ulusun kökenini, tarihini, kültürünü hatırlatıyor.

BİRİNCİ GÖREVİN; TÜRK BAĞIMSIZLIĞINI, TÜRK CUMHURİYETİNİ, EBEDİYEN
KORUMAK VE SAVUNMAKTIR. :
Atatürk Türk gençliğine seslenmeye devam ediyor. Atatürk Türk gençliğinin öncelikli görevinin Türk Milletinin bağımsızlığının Türk devletinin yönetim biçiminin korunulması ve savunulması olduğunu vurguluyor, hatırlatıyor. Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığı kaybedilirse ve yönetim biçimi değişirse geriye korunulması gereken bir mevzi doğal olarak kalmaz. Öyleyse Türk gençliğinin hayatlarındaki önem sırasına göre öncelikli ilk görevleri Atatürk’ün vurguladığı gibi bağımsızlığımızın iç ve dış düşmanlara karşı, Cumhuriyet rejiminin iç ve dış düşmanlara karşı korunulması ve savunulmasıdır.

VARLIĞININ VE GELECEĞİNİN BİRİCİK TEMELİ BUDUR. : Bu cümlede bundan önceki cümlede vurgulanan konu başka bir ifade ile tekrar hatırlatılıyor. Özgür ve bağımsız yaşayabilmemizin Türk kimliği ile bu topraklardan varlığımızı sürdürebilmemizin tek yolu Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının savunulması ve yönetim biçiminin korunulması şartıdır.

BU TEMEL, SENİN, EN KIYMETLİ HAZİNENDİR. : Türk Milletinin var olabilmesinin temeli Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının savunulması ve Devletimizin yönetim biçiminin korunulmasıdır. Türk kimliğiyle bu topraklarda özgür ve bağımsız olarak yaşayabilmemizin temeli Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bağımsızlığının savunulması ve yönetim biçiminin korunulmasıdır. Öyleyse en değerli hazinemiz bağımsızlığımız ve Cumhuriyet tarzı yönetim biçimimizdir. Bu hazineyi kaybedersek her şeyimizi onurumuzu, şerefimizi, hayatımızı da kaybederiz. Yakın coğrafyamıza baktığımız zaman Bosna’da, Çeçenistan’da, Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da yaşanılan emperyalist düşman işgalleri,
işgallerin işgal edilen ülkelerin halkları üzerinde ne gibi etkiler doğurduğunu yakinen görebiliriz. O ülkelerin halkları işgaller yüzünden onurlarını, şereflerini, hayatlarını kaybetmişlerdir.

GELECEKTE BİLE, SENİ, BU HAZİNEDEN, MAHRUM ETMEK İSTEYECEK, İÇ VE DIŞ DÜŞMANLARIN OLACAKTIR. : Bu cümlede yukarıdaki paragraflarda vurgulanan hazineden tekrar söz ediliyor. Gelecekte bile bu hazineden bizi mahrum etmek isteyecek iç ve dış düşmanların var olacağını hatırlatırken anlatılmak istenen şey Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin 20 Ekim 1927’de Atatürk tarafından yazılmış olduğunu hatırlarsak o tarihte kurtuluş savaşı kazanılmış 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edilmiş 24 Temmuz 1923’de Lozan Barış anlaşması imzalanmış Türkiye cumhuriyetinin varlığı bağımsızlığı barış anlaşmasıyla düşman ülkeler tarafından tescil edilmiş yönetim biçimiz TBMM tarafından kabul edilip ilan edilmiş olmasına rağmen ileride bile yurt içinde ve yurt dışında Türkiye Cumhuriyetinin Bağımsızlığını ortadan kaldırmak yönetim biçimini değiştirmek isteyecek odakların, şahısların, devletlerin var olacağı hatırlatılıyor, vurgulanıyor.

BİR GÜN, BAĞIMSIZLIK VE CUMHURİYETİ SAVUNMAK ZORUNDA KALIRSAN, GÖREVE ATILMAK İÇİN, İÇİNDE BULUNACAĞIN DURUMUN OLANAKLARINI VE KOŞULLARINI DÜŞÜNMEYECEKSİN! : Atatürk bu cümlede Türk Gençliğine seslenmeye devam ediyor. Her koşulda her halde Türk Gençliğinin görevi Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığını savunmak, Türkiye Cumhuriyetinin Yönetim biçimini korumaktır. İleride bir gün Türk Gençliği bağımsızlığımızı ve yönetim biçimimizi korumak ve savunmak zorunda kalırsa göreve başlamak için Türk Gençliği, içinde bulunduğu ülke şartları ve kendi öznel koşullara bakmaksızın, düşünmeksizin, korkmadan göreve atılmalıdır. Açılamaya çalıştığımız cümlenin anlamı budur.

BU OLANAKLAR VE KOŞULLAR, HİÇ MÜSAİT OLMAYAN BİR DURUMDA KENDİNİ GÖSTEREBİLİR. : Bu cümle üstte açıklamaya çalıştığımız cümlenin devamı niteliğindedir. Yakın anlam bağları vardır. Türk Gençliği Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığı ve yönetim biçimine yönelebilecek tehditlerde yapması gereken şey mazeretlere sığınmadan içinde bulunulan koşullara ve imkânlara bakmaksızın bu koşul ve imkânlar çok sınırlı dahi olsa vatanı korumak ve rejimi savunmak için derhal harekete geçmesi gerekir. Atatürk Türk gençliğine bu konuyu bu cümlede önemle hatırlatıyor ve anlatıyor.

BAĞIMSIZLIK VE CUMHURİYETİNİ YIKMAK İSTEYECEK DÜŞMANLAR, DÜNYA TARİHİNDE BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR GALİBİYETİN SAHİBİ OLABİLİRLER. : Bu cümlede Atatürk Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak isteyecek, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin rejimini kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmek isteyecek iç ve dış düşmanlardan söz ediyor. İç ve dış düşmanların dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir şekilde iş birliği yaparak hedeflerine ulaşabilecekleri, bu tehlikenin her zaman var olduğu hatırlatılıyor, anlatılıyor. Tekrar vurgulayalım, bu cümlede Kurtuluş Savaşı kazanılmasına rağmen Lozan anlaşması imzalanmasına rağmen cumhuriyet ilan edilmesine rağmen bir yeniden işgal tehlikesinin gelecekte de var olacağı önemle vurgulanıyor.

ZORLA VE ALDATICI DÜZENLERLE AZİZ VATANIN, BÜTÜN STRATEJİK SİYASİ KURUMLARI TESLİM ALINMIŞ, BÜTÜN STRATEJİK EKONOMİK İŞLETMELERİ ELE GEÇİRİLMİŞ, BÜTÜN ORDULARI TERHİS EDİLİP DAĞITILMIŞ VE YURDUN HER KÖŞESİ TAMAMEN İŞGAL EDİLMİŞ OLABİLİR. : Bu cümlede Atatürk Türkiye Cumhuriyetini işgal etmek isteyecek düşmanların hangi yöntemleri kullanacaklarını ayrıntısıyla anlatıyor.Düşman ülkelerin zor kullanarak, baskı kurarak, hileli yöntemler izleyerek hedeflerine ulaşabilecekleri hatırlatılıyor, anlatılıyor.Düşman ülkeler hedeflerine ulaşabilmek için önce stratejik siyasi kurumları teslim alacaklar, zapt edecekler daha sonra stratejik ekonomik kuruluşları ele geçirecekler yani düşman yabancı sermaye kamu iktisadi teşebbüslerimizi, önemli şirketlerimizi önemli ekonomik varlıklarımızı ele geçirecek -ki ekonomik bağımsızlığını kaybeden bir ülkenin varlığı,birliği ve güvenliği tehlikeye girer.- ve en sonunda bağımsızlığımızın güvencesi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin koruyucusu, kollayıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerini terhis edip dağıtacaklar ve bu şekilde düşman ülkeler ve içerdeki hainler hedeflerine ulaşacaklardır, düşman ülkeler böyle bir yol izleyeceklerdir. Atatürk düşman ülkelerin izleyebilecekleri işgal stratejisinin nasıl olabileceğini bu cümlede ayrıntısıyla anlatıyor. Son olarak bu cümle için belirtmek istediğim bir diğer şeyde orijinal gençliğe hitabe metnin de yer alan ‘Tersane’ kelimesinin ekonomik işletmeler manasına geldiğidir. Makalenin sonunda ‘Tersane’ kelimesinin anlamı ‘Atatürk’ün Gençliğe hitabesindeki tersane kelimesinin anlamı’ bölümünde ayrıntısıyla verilmiştir. Orijinal Gençliğe Hitabedeki ‘Tersane’ asla gemi yapılan tersane anlamına gelemez, çünkü düşman yabancı sermayenin gemi yapılan tersaneleri ele geçirmesi ile ulusal güvenliğin tehlikeye girmesi arasında mantıklı bir bağ kurulamaz.1950’den sonra başlayıp özellikle 1980 yılından sonra ve 3 Kasım 2002’den sonraki hükümet döneminde yaygınlaşan özelleştirmeler, yabancı sermaye girişleri ve stratejik ekonomik kuruluşların çok ucuza ve tehlikeli bir şekilde yabancı sermayeye verilmesi Atatürk’ün Gençliğe Hitabesindeki uyarının hiç dikkate alınmadığını ve anlaşılamadığını kanıtlar niteliktedir. Korkarım ki belki 3 Kasım 2002’den sonraki hükümet 2002’den sonraki hükümet ve geçmişteki kimi hükümetler de Gençliğe Hitabede vurgulanan gaflet ve dalalet ve hatta ihanet içindeki iktidar sahipleridir. Belki 3 Kasım 2002’den sonraki hükümet döneminde ve geçmişteki kimi hükümetlerdeki kimi isimler şahsi çıkarları için batılı ülkelerle gizli gizli iş birliği bile yapmaktaktadırlar, yapmışlardır. Bütün bu durumlar Atatürk’ün ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğunun kanıtıdır. Hatırlatmakta yarar vardır ki ekonomik bağımsızlığını kaybeden ülkeler siyasi ve askeri bağımsızlıklarını da kaybederler. Birçok gelişmiş batılı ülkede ekonomi % 51 ya da bu orana yakın devlet ağırlıklıdır, yani gelişmiş batılı ülkeler devletçidirler. Hal böyleyken Atatürk’ün ‘Devletçilik’ ilkesinden neden vazgeçildiği ve uygulanmadığı anlaşılır şey değildir.

BÜTÜN BU KOŞULLARDAN DAHA ACIKLI VE KORKUNÇ OLMAK ÜZERE, ÜLKEDE, İKTİDARA SAHİP OLAN HÜKÜMET VE DEVLET ADAMLARI GAFLET VE SAPKINLIK VE HATTA İHANET İÇİNDE OLABİLİRLER. :Atatürk bu cümlede ülkemizin kendisinden sonra ya da kendisi zamanında içine düşebileceği durumu özetlemeye devam ediyor. Atatürk ‘iktidara sahip olan hükümet ve devlet adamları gaflet ve sapkınlık içinde olabilirler’ derken yönetici sınıfın yeteneksiz, yönetme görevi için ehil olmayan şahıslar olabileceklerini kastediyor. Düşman ülkelerin hedeflerine ulaşırken diğer yandan içerdeki hainlerin düşmanlarla yukarıdaki paragraflarda anlattığımız sahnelerden daha dramatik bir şekilde iş birliği yapabileceği anlatılıyor, vurgulanıyor.

HATTA BU İKTİDAR SAHİPLERİ KİŞİSEL ÇIKARLARINI, İŞGALCİLERİN SİYASİ AMAÇLARIYLA BİRLEŞTİREREK DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPABİLİRLER. : Bu cümlede bir önceki cümlede anlatılan korkunç durumdan daha korkunç bir durumun daha gerçekleşebileceği anlatılıyor, vurgulanıyor. İçerideki ihanet içinde olan iktidara sahip devlet ve hükümet adamlarının kişisel çıkarları için işgalci düşman ülkelerle işbirlikçilik yapabilecekleri önemle vurgulanıyor, Türk Gençliği bir kez daha bu cümlede uyarılıyor, Türk Gençliğinin uyanık olması salık veriliyor.

MİLLET, YOKSULLUK VE ***INTI İÇİNDE EZİK VE BİTKİN DÜŞMÜŞ OLABİLİR. : Bu cümlede Atatürk Ülkemizin işgal edilmesi halinde halkımızın içine düşebileceği ekonomik, sosyal durum özetleniyor. Ancak yoksulluk ve sıkıntı içinde bir ülke işgale uğrayabilir. Atatürk olası bir işgal durumunda ya da öncesinde halkın içine düşebileceği ekonomik ve sosyal durumu ince bir ifade tarzıyla anlatıyor. Halkın içine düşebileceği ekonomik ve sosyal durumu yoksul, sıkıntı içinde, ezik, bitkin kelimeleri çok iyi bir şekilde anlatıyor.

EY TÜRK GELECEĞİNİN EVLADI! :Atatürk Gençliğe Hitabenin başında Türk Gençliğine ‘Ey Türk Gençliği’ diye sesleniyordu. Bu cümlede de yine çok yerinde bir ifade tarzı ile sesleniyor. Gençlerin, Türk gençliğinin Türk Milletinin geleceğinin umudu olduğu Atatürk tarafından ifade ediliyor.

İŞTE, BU DURUM VE KOŞULLAR İÇİNDE BİLE GÖREVİN, TÜRK BAĞIMSIZLIĞINI VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR! : Atatürk Türk Gençliğine vasiyetine son verirken Türk gençliğine görevini bir kez daha hatırlatıyor. ‘İşte’ ifadesiyle yazısına son vermeye başlıyor. Bütün Gençliğe Hitabe boyunca anlatılan korkunç şartlara rağmen Türk
Gençliğinin görevinin Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığının ve rejiminin korunması, kurtarılması olduğunu bir kez daha anlatılıyor vurgulanıyor.

MUHTAÇ OLDUĞUN GÜÇ, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA BULUNMAKTADIR! : Atatürk bu cümlede yine Türk gençliğine seslenmeye devam ediyor. Bütün Gençliğe Hitabe boyunca anlatılan tüm olumsuz koşul ve durumlarda dahi Türk Gençliğinin görevi vatanı kurtarmaktır. Türk Gençliğinin bir işgal durumunda ihtiyaç duyacağı güç ‘Damarlarındaki Asil kanda mevcuttur.’ ‘Asil kan’ ifadesiyle anlatılmak istenen şey Türk Milletinin şeref ve başarı dolu tarihidir. Yoksa, değilse Atatürk ırkçılık yapıyor olamaz. Atatürk birçok ifadesinde ırkçılığı reddettiğini belirtmiştir. Atatürk’ün Eylemlerinden ve açıklamalarından bunu açık bir şekilde anlayabiliriz.
Aşağıdaki ‘Atatürk’ün Gençliğe hitabesindeki kelimelerin anlamı’ bölümünde
Atatürk’ün Gençliğe hitabesindeki ‘tersane’ kelimesinin anlamı ayrıntılı olarak verilmiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Mektup Türleri ve Özellikleri - Edebiyat

31/3/2009
Kategori: Edebiyat

Mektup Türleri ve Özellikleri - Edebiyat


MEKTUP
Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.
Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.
Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.
Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.
Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?
· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.
· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım
· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür...
· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.
· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.
· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.
· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.
· Mektup Türleri
Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :
1. Özel mektuplar
2. Resmi mektuplar
3. İş mektupları
Özel Mektuplar
Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.


Tebrikler
Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.
Telgraf
Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.
§ Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.
§ Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.
§ Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.
§ Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.
Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.
Resmi Mektuplar
Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı "rica ederim", alt makamdaki üst makamdakine "bilgilerinize saygıyla sunarım" veya "arz ederim" şeklinde bitirmelidir.
Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :
· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.
· Sağ üst köşeye tarih konur.
· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.
· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.
· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.
· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.
· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.
· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.


İş Mektupları
Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar.
Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.
İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :
· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.
· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.
· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.
· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.
· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.
· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında "ilgi" bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Türk Destanlarında Motifler

31/3/2009
Kategori: Edebiyat

Türk Destanlarında Motifler

1-KÖK-BÖRİ: Totem devri yaşayan Türklerin totemi bozkurt, destanlarda hayat ve savaş gücünü temsil eder. Bozkurt, destanlarda Tanrı kurt ,anne kurt, ordular önünde yürüyen kumandan olarak geçer.Türkler bozkurta önce Tanrı diye tapmışlar, sonra kendilerinin bozkurt soyundan geldiklerine, böylelikle birer bozkurt olduklarına inanmışlardır.

2-IŞIK: Bu motif destanların kuruluşunda kutsiyetten kaynaklanan hayat verici bir özelliğe sahiptir.Destanların büyük kahramanları; bu kahramanlara kadınlık ve mukaddes Türk çocuklarına annelik yapan kadınlar ilahî bir ışıktan doğarlar.Şamanist inanca göre yerden on yedi kat göğe doğru gittikçe aydınlanan bir nur âlemi vardır ki bunun on yedinci katında bütün göz kamaştırıcı ışığıyla Türk Tanrısı oturur.Yeryüzünde iyilik yapan ruhlar da bir kuş şeklinde bu nur âlemine uçarlar.

3-RÜYA: Destanın bütününü etkileyen ve destan kahramanlarının hareket alanını belirleyen bir motiftir.Bir mücadele üzerine kurulu destanlarda kazanılacak başarı veya yaşanacak bir felaket düş yoluyla önceden öğrenilir. Kadercilik anlayışı düş motifiyle destanlarda işlenir.

4-AĞAÇ: Destanlarda ağaç motifi üç yönüyle yer alır: Sığınak (Oba), Ana ya da Ata, varlığı, devleti temsil eden sembol.İnsanlığın yaratılışı hakkındaki Türk düşüncesine göre Tanrı, yeryüzündeki dokuz insan cinsini, bu insanlardan önce yarattığı dokuz dallı ağacın gölgesinde barındırmıştır.

5-KIRKLAR:Bu motif, kahramanlar etrafındaki gücü temsil eder.Kırk sayısı bazı eşya ve davranışları sınırlar.Oğuz Kağan’ın kırk günde yürümesi, konuşması gibi.Kırk sayısı görünmez aleminden gelen koruyucu, güç verici kutsiyete erişmiş şahısları da simgeler.

6-AT: At destanlarda önemli bir konuma sahiptir. Bunun temelinde göçebe kültürün yarattığı zorlayıcı koşullar vardır.Ata bir tür dinsel totem özelliği kazandıran şamanist inançtır. At, kahramanın başarıya ulaşmasında en etkin güçtür.Sahibini korur, ona yol gösterir, tehlikelere karşı uyarır.

7-OK-YAY: Destanlarda maden isimlerinin sıkça geçmesi Türklerin savaşçı bir ulus oldukları kadar savaş aracı üretmede de usta olduklarını gösterir.Destanlardaki maden isimleri tamamiyle Türkçe’dir.Bu da Türklerin çok eskiden beri madencilikle uğraştıklarının delilidir.Ok- yay motifi destanlarda sadece savaş aracı olarak geçmemiş,Türk üstünlüğünü ifade etmiş, hukuki bir sembol haline gelmiştir.

8-MAĞARA: Bu motif destanlarda sığınak ve ana karnını temsil eder.Bazen de ilahî buyruğun tebliğ edildiği yer olarak karşımıza çıkar.

9-AK SAKALI İHTİYAR: Destanlarda hakanların akıl danışıp öğüt diledikleri gün görmüş yaşlılar vardır.Derin tecrübeli bu kimseler, geç hakanlara yol ve iz gösterirler.Bu, Türklerin alimlere mukaddes insan gözüyle bakıp ilme değer verdiklerini gösterir.

10-YADA TAŞI: Bu taş destanlarda millî birlik ve bütünlüğü, halkın mutluluğunu ve devletin idealini temsil eder.Bu taş ülkeden çıkarıldığında birlik ve bütünlük bozulur ve kıtlık baş gösterir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Notre Dame'ın Kamburu 1

31/3/2009
Kategori: Edebiyat

Notre Dame'ın Kamburu 1


Dünya edebiyatı denince akla gelen isimlerden biri de şüphesiz Victor Hugo'dur. Notre Dame'ın Kamburu adlı eseri de neredeyse Hugo kadar meşhurdur. Bir yazar ya da bir roman durup dururken ünlü olmaz; siyasi ya da benzer sebeplerle tanınsalar bile bu uzun süre devam etmez.
Çingenelerin aşırılıklarına göz yumulan karnavalları her yıl olduğu gibi bu yıl da Paris'i karmakarışık bir duruma getirmiştir. Sürüp giden karnavalda marifetli keçisiyle birlikte Esmeralda adında kıvrak, şehvetli bir Çingene kızı dikkatleri çekmektedir. Keçisinin olağandışı hareketler yapması sebebiyle halk arasında Esmeralda'nın büyücü olduğuna dair bir kanaat yaygınlaşmıştır. Düzgün vücutlu, ele avuca gelmeyen bu kız pek çoklarının olduğu gibi Notre Dame Katedrali papazı Frollo'nun da şeytanı olur. O zamana kadar bir din adamı olarak yaşayan Frollo, Esmeralda'nın çekiciliği karşısında çılgına döner, arzularının esiri olarak kural tanımaz bir şekilde onun peşine düşer.
Gizliden gizliye simya ilmiyle uğraşan, büyücülük de yaptığı söylenen Frollo'nun o zamana dek yaptığı en insani hareket kilisenin önüne bırakılan çocuğu büyütmesidir. Bu da az bir iş değildir. On altı yıl önce himayesine aldığı bu çocuk son derece çirkin, kambur, akıl yoksunu bir hilkat garibesidir. İnsanların tiksintiyle baktıkları Quasimodo katedralde yatıp kalkmakta, orayı evi gibi görmektedir. Çaldığı büyük çanların çıkardığı sesler onu ayrıca sağır da etmiştir.
Kralın oğlunun düğünü de bu karnaval günlerine rastlar. Çok şenlikli geçen düğünde ahlak üzerine bir piyes sergilenir. Piyesin yazarı olan Gringoire de, Esmeralda'nın cazibesine kapılır. Ona rastlamak ümidiyle Paris'in pis ve karanlık sokaklarında dolaşırken, Esmeralda'nın iki kişinin saldırısına uğradığını görür. Hemen koşup onu kurtarmak isterse de fazla bir şey yapamaz. Nihayet muhafız bölüğü yetişerek kızı kurtarır. Saldıran iki kişiden biri karanlıkta sır olur. Diğeri kaçamayıp yakalanır. Yakalanan Notre Dame'ın kamburu, Quasimodo'dur.
Kambur, bütün işkencelere rağmen Frollo'yu ele vermez. Suçu dolayısıyla çarmıha gerilip kamçılanması halkın alay konusu olur. Yalvararak su isterse de ona kimse acımaz. Sadece Esmeralda bu duruma dayanamayıp ona gizlice su getirir. Hem görünüşü hem de özellikleri bakımından insana pek benzemeyen meczup Quasimodo bu davranış karşısında gözyaşlarını tutamaz.
Gringoire parasız bir insandır; yazdığı piyesten de telif almaz. O kadar parasızdır ki yatacak yere dahi muhtaçtır. Dalgın dalgın yürürken son derece tehlikeli bir muhit olan Çingene mahallesine girer. Çingeneler onu yakalayıp para isterler. Ne çare ki o metelikten bile mahrumdur. Çingeneler onu öldürmeyi tartışırlarken Esmeralda gelir. Gringoire'i görür. Bir insan zor durumdadır; üstelik saldırganlara karşı kendisini korumuştur. Gringoire'i kurtarmak için Çingene âdetlerine uygun olarak dört yıllığına onunla evleneceğini söyler. Bu sayede Gringoire dokunulmazlığa kavuşur. Aslında Esmeralda onunla evlenmek niyetinde değildir. Sadece bir hayat kurtarmak endişesiyle bu vaatte bulunmuştur. Çünkü onun kalbinde kendisini asıl kurtaran kişi olan muhafız bölük komutanı Phoebus vardır. Fakat bu sayede Gringoire de Çingenelerin arasına katılmış olur. Karanlıktan yararlanarak kaçan Frollo, Esmeralda'nın peşini bırakmaz. Her fırsatı değerlendirdiği gibi Yüzbaşı Phoebus'u sinsice kullanmayı ihmal etmez. Phoebus nişanlı olmasına rağmen Esmeralda için tutuşanlar arasındadır. Onun bu ihtirasından yararlanan Frollo peşine düşer. Çekici olduğu kadar zeki olmayan Esmeralda, kendisiyle evleneceğine inanarak kenar mahalledeki bir evde Phoebus'la buluşmaya razı olur. Phoebus'u takip eden papaz Frollo'nun gözünü kıskançlık bürür; üzerine atlayıp onu bıçaklar; öldürdüğünü zannederek kaçar. Suçlu olarak Esmeralda yakalanır. Sokaklarda gezip dans eden, bir keçiye bile büyücülük yapacak kadar fena ruhlu olan bu Çingene kızı böyle bir cinayeti rahatlıkla işlemiş olabilirdi. Ona karşı önyargılı davranılır, kendisini savunmasına fırsat bile verilmez. İşkencelere dayanamayarak itiraf etmesi istenen her şeyi kabul eder. İdama mahkûm edilir. Cezası infaz edileceği zaman dönemin ritüelleri gereği Notre Dame Kilisesi'nin önüne getirilir. Aralarında Frollo'nun da bulunduğu papazlar, günahlarının bağışlanması için dua edeceklerdir. Esmeralda papazların önünde diz çöktüğü sırada Quasimodo ortaya çıkar. Katedralin balkonundan kalın bir iple salınarak Esmeralda'yı kucaklar ve kilisenin içine kaçırır. Zira Notre Dame'ın masuniyeti vardır. En tehlikeli katil bile oraya sığınsa muhafızlar tarafından kiliseye girilip teslim alınamaz. Yüzüne kimsenin bakmadığı, çirkin ve akılsız Quasimodo, Esmeralda'nın kendisine gösterdiği insaniyeti karşılıksız bırakmamaya kararlıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Mevlana'nın Güzel Eseri Mesnevi

31/3/2009
Kategori: Edebiyat

Mevlana'nın Güzel Eseri Mesnevi

--------------------------------------------------------------------------

DİBACE

Mesnevi Sahibi
MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMİ KADDESE SIRREHUS SAMİ HAZRETLERİNİN
Arapça olarak yazdıkları önsözün tercümesi:

Bu mesnevi kitabıdır.

Bu kitap gerçeğe ulaşmanın ve bilgiyle bütünleşmenin sırlarını keşifte dinin usulünün, usulünün, usulü yani din esaslarının esaslarıdır. Bu kitap Allah Tealanın en büyük fıkhıdır. Allah'ın parlayan şeriatıdır.

Allah'ın apaçık olan hüccet ve burhanıdır. Onun nurunun örnek ve özelliği, içinde çerağ olan kandil gibidir. Etrafını aydınlatır. Sabahların aydınlığından daha fazla ışıklıdır. Bu kitap içinde çeşit, çeşit dallar, su gözeleri olan cennetler cennetidir. Derinliklerinde akan bir su gözesi, manevî makamlara yükselen yolun başlangıcında bulunan yolcular için cennetteki Selsebil çeşmesi gibidir.

O yolda ilerlemiş rütbeler ve kerametler sahipleri için "makamların hayırlısı, sözlerin en güzeli" diye isimlendirilir. Hayırlılar ve hayır sahibi olanlar orada yerler ve içerler. Nefsine kölelikten kurtulmuş hürler ondan ferahlanıp şad olurlar. Bu kitap Mısır'daki Nil nehri gibi sabırlı olanlara şarap ve Firavun soyu ile kafirlere hasrettir.

Nitekim Hak Teala Hazretleri Kuran-ı Azimüşşanda {O çok rehberlik eder, o çok hidayet verir, rehberlik etmediği sadece fasıklardır.} buyurmuştur. Gerçekten bu kitap göğüslerin şifası, hüzünlerin cilası, Kuran-ı Azimüşşanın keşşafı, rızkların genişliği, ahlakın iyiliğidir. Melaike-i Kiram {güvenilir değerli katiplerin elleriyle yazılıp, tertemiz kılınmış Abese-15} elleriyle men' ederler ki temizlerden başkası dokunmasın. {Alemlerin Rabbi'nden iner} hükmünce manası sadece Rabbanî ilhamdır. Bu yüzden önünden, altından, etrafından kendisine batıl yanaşmaz. Zira {Koruyanların en hayırlısı, merhametlilerin en merhametlisi} olan Allah Teala hazretleri gözetir. Allah Tealanın verdiği lakaplar içinde nice güzel lakaplar daha vardır. Bu kitapta biz bu az lakap ile yetindik. Çünkü az çoğa ve damla göle ve tane büyük harmana delalet eder. Allah Tealanın rahmetine muhtaç olan Allah'ın bu zayıf kulu
MUHAMMED İBN-İ MUHAMMED İBNİ HÜSEYN-İL-BELHÎ
Allah Teala ondan kabul buyursun.

Deriz ki: Bu kitap; garip, çok ender bulunan fikirleri, makalelerin en şereflilerini, inci gibi delilleri, zahitlerin seçtiği yolları, abidlerin bahçelerini kapsamaktadır. Lafızları veciz, manaları çok olan manzum Mesnevi'dir. Bu kitabı, efendim, senedim, mutemedim, ceset ve ruhumda yer tutan, bugünümün ve yarınımın gıdası olan zatın isteğine bağlı olarak uzatılmasına, çaba ve gayretimi kısıtlamadım. Bu yüce zat; ariflerin kendisine uyduğu, hidayet ve kesin bilginin önderi, halkın (?) feryadına yetişen, kâlplerin, akılların emini, Allah'ın kulları arasında emaneti, insanlığın safiyeti, Allah Resulü'nün vasisi, Yüce Nebi'nin sırları olan arşın hazinelerinin anahtarı, yer hazinelerinin emini olan ŞEYH EBU-L-FEZAİL VE HÜSAMÜL-HAK VE-DDİN HASAN İBN-İ MUHAMMED İBN-İ HASANDIR. "Ehi terk" diye bilinir. Bu zat vaktinin Bayazıd-i Bestamisi ve zamanın Cüneydidir. Sadık oğlu sadık oğlu sadıktır. (Radiyallahü anhu ve anhüm) ve aslen Rumî'dir . Temiz nesepleri: (EMSEYTÜ KÜRDİYYEN VE ESBAHTÜ ARABİYYEN/ Kürt olarak akşamladım, Arap olarak sabahladım) sözüyle muhterem olan Mükerrem Şeyh'e ulaşır. (KADDESELLAHU RUHEHU VE ERVAHEHU VE AHLAFEHU)

Ne güzel selef ve ne güzel haleftir. O kadri yüce zatın nesebi üzerine güneş ridasını atmış ve hasebi üzerine yıldızlar aydınlıklarını salmıştır. Saadet gösteren meydan olan manevî eşiği ikbalin kıblesi, manevi yolun yolcularının umut Kabe'si olmaktan hiçbir vakit hali olmadı. Bu doğan yıldız, bu parlak mehtap hep ufukları aydınlatsın. Aydınlatsın da; daima Rabbanî olanları, Rûhanî olanları, Semaî olanları, Arşa ait olanları, Nura ait olanları gözetleyenlerin dayanağı olsun.

O yüce taife bir takım kendi halinde oturan insanlardır. Ama her şeyi gözetlemektedirler.
Gözden uzaktırlar. Ama her an hazırdırlar.
Kötü örtülü meliklerdir. Ama hepsi kabilelerin eşrafıdırlar.
Faziletliler ashabındandırlar.
Yol gösteren ışıktırlar.
İlahî delildirler.

Bu gülmeyi hak edenler hakkında ki duamız kabul olunacak dualardandır.
Zira bütün yaratılmışlara şamildir.
Hamd ü sena münhasıran Allah'a olsun.
Ve Allah u Teala Peygamberimiz Efendimize ve güzeller güzeli, temizler temizi olan ashabına, ehli beytine Salat u Selam eylesin.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

.::| Roman Özetleri |::.

31/3/2009
Kategori: Edebiyat

FAUST (GOETHE, ALMAN-ROMANTİK 100 Temel Eser)

Eserde insanın iyi yaratıldığını, kötü şeyler yapsa da sonunda mutluluğu yakalayacağını söyleyen Tanrı ile bunun tersini savunan Mefistofeles iddiaya girer. Bunun için bütün bilimleri araştırnış, kendisini büyüye vermiş Faust'u seçerler. Umduğunu bulamadığı için intiharın eşiğine kadar gelen Faust'a Mefistofeles kendisini tanıtır ve onunla da iddiaya girer. Faust'u içinde bulunduğu bunalımlı hayattan alıp değişik dünyalara sürükleyen Mefistofeles sonunda iddiayı kazanmıştır.

HACI MURAT (TOLSTOY- REALİST RUS)

Hacı Murat, büyük Rus yazarı Tolstoy' un olgunluk dönemi romanları arasında yer alıyor. Hacı Murat, on dokuzuncu yüzyıl Kafkas halkları arasında efsaneleşen, Şeyh Şamil' le davalıdır. Hacı Murat, yurt edinme, hayata tutunma, bağımsızlık, tutsaklık, ihanet ve iktidar sarmalında biçimlenen bir davanın kahramanıdır. Zayıflıklarının ve gücünün farkında bir kahraman, acımasız bir coğrafyanın geniş yürekli insanları arasındaki iktidar mücadelesinde taraf olmak zorunda kalmıştır; Rusları da sevmez, Şeyh Şamil' i de. ..

ANNA KARENİNA (TOLSTOY)

Anna Karenina, Rusların kendi ülkelerini ve dönemin aristokratlarını en doğru yanlarıyla yansıtan bir romandır. Anna Karenina'nın ana teması her şeyden önce Rus ailesidir. Bu romanda Tolstoy, dürüst bir evliliğin açık mutluluğuyla evlilik dışı bir aşkın yol açtığı düş kırıklıklarını ve düşüşleri karşılaştırmaktadır. Anna Karenina, dönemin üst kademedeki bir memurunun karısıdır. Onu, hovarda Vronski ile kurduğu ilişkide hazin bir son beklemektedir. Bunun karşısında Kiti ve Levin'in arasındaki sağlam temellere dayalı aşk, Anna Karenina'nın kendini beğenmişliğini ve temsil ettiği aristokrasinin köksüzlüğünü ortaya koymaktadır.

SAVAŞ VE BARIŞ (TOLSTOY 100 Temel Eser)

Zamanın Rusya'sını iyisiyle kötüsüyle anlatan bir eser. İnsanın olduğu yerde eksik olmayan aşk, hırs, iyilik ve düşmanlık ve entrika. Bir yanda ne için yapıldığı bir türlü bilinmeyen ve onca insanın ölmesine sebep olan savaşlar; diğer yanda "barış"ın küçük bir sınıfın daimi kaderi oluşu. Savaşta da barışta da dürüstlüğü ilke edinmiş kahramanlar...
Hep aykırı bir tip olan Piyer Bezukof ve onun şahsında iyiliğin üstünlüğü... Kadınların genel konumları ve çıkar çevrelerinin ince hesapları... “kanlı sargılar içindeki bütün bu bozuk insan etleri..." cümlesiyle özetleyebileceğimiz Savaş. balolar. partilerle süslenen barış... Kısacası; Strakof'un deyimiyle "Hayatın, zamanın Rusya'sının, tarihin, sınıf kavgalarının olağan üstü bir tablosu; insana insanlığa ait ne varsa; insanın mutluluğunun ve büyüklüğünün; felaketinin ve küçüklüğünün anlatıldığı bir eserdir Savaş ve Barış.


İNSAN NE İLE YAŞAR (TOLSTOY)


Allah vazifesi olmasına rağmen yeni doğum yapmış bir annenin ruhunu, merhametine yenik düştüğü için, alamadan dönen meleğini üç şey öğrenmesi için insan süretine büründürerek dünyaya gönderir: ''İnsanın içinde ne barındırdığını öğren'', ''İnsana neyin verilmediğini öğren'' ve ''İnsanın ne ile yaşadığını öğren''. Bu üç bilgiyi edindiğinde, yani insanı tanıdığında melek Rabb'inin sonsuz merhametini de kavradığı için tekrar semaya yükseltir.

SUÇ VE CEZA (DOSTOYEVSKİ, RUS REALİST 100 Temel Eser)


Kötülüğü ve kötülük sonucu insan vicdanın yaşadığı azapların her türlü hukuki cezadan daha etkin olduğunu anlatan, Dostoyevski’nin büyük eseri... Toplumdaki çarpık adalet anlayışını Raskolnikov karakteriyle irdeleyen Dostoyevski; kötülüğü ve kötülük sonucu insan vicdanının yaşadığı azapların her türlü hukuki cezadan daha etkin olduğunu ileri sürer. Raskolnikov'un öyküsü aslında biraz da her insan içinde var olan gizli bir yanının öyküsüdür.



KARAMAZOV KARDEŞLER (DOSTOYEVSKİ)

Küçük bir Rus köyünde toprak sahibi olan Fedor Pavloviç Karamazov'un dehşetli, esrarengiz ölümü, kısa sürede yalnız yaşadığı beldenin değil bütün Rusya'nın ilgiyle takip ettiği bir dava haline gelir. Ölümden, toplumda hiç sevilmeyen, ömrünü ilkesizlikler üzerine kurmuş maktûlün büyük oğlu Dimitri Karamazov mesul tutulmaktadır...Ne var ki; insanın bilgiyle donatılmış aklı ve maddi deliller, hayatın karışık ve akıl almaz oyunları karşısında çoğu zaman aciz kalmakta ve kader ağlarını örmektedir...

KUMARBAZ (DOSTOYEVSKİ)

General'in evinde özel öğretmen olan Alexis Ivanovitch, sevgilisini borçtan kurtarmak için girdiği kumarhanede, kazanmak ya da kaybetmekten daha önemli bir şeyi, içindeki kumarbaz ruhu fark eder. Ve bu farkedişin ardından rulet masaları başında yitirilen işin, aşkın hatta bizzat hayatın öyküsü başlar....

ANA (M.GORKİ, REALİST- RUS)

Maksim Gorki’nin en önemli eseri olan ‘Ana’ romanında 1905 Çarlık Rusyası’nda başlayan sosyal uyanışın mücadelesi anlatılmaktadır. Eser, yeni doğmakta olan bir toplumun düşüncesini, görüş ve anlayışını yansıtır bizlere. Gorki’nin insanla sosyal şartlar arasındaki çelişkiyi ve anlaşmazlığı belirtmek için en çok başvurduğu yol, doğrudan doğruya olayların gerçekçi bir metotla anlatma hikayesidir.

EKMEĞİMİ KAZANIRKEN (M.GORKİ)

Maksim Gorki'nin ayrılmaz bir bütün oluşturan üç özyaşamöyküsü romanı, yazarın çocukluk ve gençlik yıllarına olduğu kadar 19. yüzyılın bitiminde Rus küçük burjuva katmanlarının hayatına da alabildiğine nesnel bir ayna tutar. Büyük kentlerin uzağında, dünyaları küçük, hayata yönelik talepleri ve ihtiyaçları sınırlı, basit, dini inanç ile batıl inancın karışımından oluşmuş bir tutuculuğun zemininde ayakta durmak için çalışan bu insanların arasında var olma ve oradan çıkışın öyküsü... Ekmeğimi Kazanırken, yazarın henüz bir çocukken dış dünyayı tanımaya ve hayata çok zor şartlarda tutunmaya çalışan insanların mücadelelerine tanık olma sürecini anlatır. Yazarın, ninesinin koruyuculuğu ile dış dünyanın acımasızlığı arasında gidip geldiği bu yıllarda, hayatının ikinci bir sığınağı da uzak akrabalarından bir mimarın yanıdır.

YÜZBAŞININ KIZI (PUŞKİN, ROMANTİK RUS)

XVIII. yüzyıl Rusya'sının büyük ustası Puşkin, onu izleyen çağdaşları ve bütün bir dünya edebiyatı üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Puşkin'in akıcı, süssüz ve berrak diliyle anlattığı 1773 ayaklanması, akıllardan silinmeyecek bir tablo çizer gözler önüne. Pugaçev'in önderliğindeki isyancıların renkli yaşamlarından sahneler, o güne dek kimsenin cesaret edemediği ölçüde gerçekçi bir biçimde çizilir. Bütün bunların ortasında, tüm engellere karşın kendini korumayı başaran tertemiz bir aşk filizlenir.

MEYHANE (E.ZOLA, NATURALİST FRANSIZ)

Kendi Yorumuyla
'Meyhane bir gazetede yayınlandığı zaman görülmemiş bir insafsızlıkla saldırıya uğradı, mimlendi, kendisine yakıştırılmayan suç kalmadı. Yazar olarak benimsediğim amaçları burada iki satır içinde açıklamak gerekli mi, bilmem. Kenar semtlerimizin kokuşmuş ortamında bir işçi ailesinin kaçınılmaz düşüşünü tasvir etmek istedim. İçkinin ve aylaklığın sonu, aile bağlarının çözülümüne, fuhuşun pisliklerine, dürüstlük duygusunun giderek yitirilmesine, sonuç olarak da yüz karası bir rezillik ve ölüme varıyor. Sadece eylemsel bir ahlak dersidir bu kitap.'
Emile Zola


NANA(EMİLE ZOLA)


Nana, bir fahişedir. İlk önceleri bir tiyatro oyuncusu olan Nana daha sonra fahişe olur ve hayatı bir düşüş içine girer. İlk basıldığı gün on binler satan ve Fransa'yı ayağa kaldıran "Nana" eleştirmenler arasında da büyük ayrılıklara ve tartışmalara yol açmıştı. Bu romanda Zola, bir kadının, bir rejimin (II. İmparatorluk Fransa'sı) ve bir toplumun çürüyüşünü resmediyor. Bu resimde cinsellik, tarih ve mit hep birlikte yaşıyor ve tükeniyor; aynı anda ve aynı kötü ağız kokusu içinde.


GERMİNAL (EMİLE ZOLA)


Zola, Germinal’i gerçek yaşamdan kurgulayarak, yani içinde yaşayarak, gözlemleyerek kaleme almıştır. 9 Şubat 1884’te Anzin Maden Ocakları’nda bir grev patlak verir. Zola soluğu hemen orada alır. Orada günlerce kalır. Not defteri elindedir; sorar, araştırır, gözlemlerde bulunur.Meyhanedeki maden işçileri ile konuşur. Kazılan yeni galerilere olsa olsa altmış santimlik deliklerden girilir. Maden ocağından çıkan işçilerin tanınmayacak durumda olduklarını görür. “Güldükleri zaman zenci sanırsınız.” Ocak çevresinde barakaları, barakaların içinde açlık sınırında insanları, ocaklardaki kâr hırsı ile ihmal edilmiş kolan lambaları, kazaları, ölümleri ve işçi sınıfının direnişini anlatır. Bu öyle bir kavgadır ki; sımsıcak ekmeğin kokusunu ve ılık ılık akan terin, kanın kokusunu ve bu amansız kavgayı içiçe ve usta kurgularla soluk soluğa, sanki olayın içindeymişsiniz gibi yaşatır size Zola. Aşkı, sevgiyi ve sevdayı ekmek kavgası ile ilmik ilmik işleyen dev bir roman çıkar karşınıza. Öyle bir romandır ki, bir tarafta işçi sınıfıyla örgütlü mücadele durur, diğer tarafta kuyuya yerleştirilmiş bir anarşist dinamitle birden savrulursunuz. Son nefeste dahi sevginin doruğa çıktığına ancak Germinal’de tanık olabilirsiniz. Etienne ve Catherine arasındaki ilişki, aynı zamanda bir mücadele içindeki aşkı da anlatır. Maden işçilerinin duyguları, kararmış yüzlerinden sımsıcak bir sel gibi akar yüreklere. İnsanca bir yaşam kavgası ve aşklarıyla, o dönemki gerçek maden işçilerinin yaşamını ortaya koyar Zola.


KIRMIZI VE SİYAH (STENDHAL, REALİST FRANSIZ)

Stedhal’in yaşanmış bir ya da iki olayı birleştirerek kaleme aldığı bu romanın baş kahramanı Julien Sorel’in yazar ile birçok yönden örtüştüğü ileri sürülür. Orta sınıftan bir genç olan Julien, papaz okuluna devam ederken çocuklarına ders verdiği belediye başkanının karısı ile dedikodulara yol açan bir ilişki kurar. Paris’e gider. Orada da kendine kapılarını açan aristokrat bir ailenin kızı ile yaşadığı aşk, onu hayatın girdaplarına sürükleyecektir. Gururlu, kibirli, asi, ödünsüz bu genç adam, kendi bireysel değerleri soylu sınıfın değer yargılarına çarptıkça geri püskürtülür. Hastalıklı gibi görünen psikolojisi, belki de toplumsal yarılmışlıklara bir isyandır. Hayatı, yanından ayırmadığı iki bavuluna sıkıştırmış, ömrünün son yıllarını küçük bir İtalyan kentinde konsolosluk görevinden aldığı üç beş kuruşla sürdürmek zorunda kalmış Henri Beyle (Stendhal), aynen Julien Sorel gibi ödünsüz, aşkı, ömür boyu aşkı aramış, kendini kabul ettirmek istemiş ve hep yalnız kalmış, istediği, düşündüğü gibi değil, yaşayabildiği gibi yaşamıştı.

PARMA MANASTIRI (STENDHAL)

Parma Manastırı"nda, Rönesans sırasında bir İtalyan prensliğinde yaşanan entrikalar anlatılır. Romanın kahramanı Fabrice Del Dongo, özgürlüğüne düşkün, romantik, sıra dışı, aşka bağımlı bir soyludur ve bu özellikleri toplum kurallarına ters düşmektedir. Manastırı, bir yanan karşı konulmaz tutkulara dönüşen karmaşık duygusal ilişkileri anlatırken, bir yandan 19. yüzyılın ilk yarısındaki İtalyan ve Fransız toplumlarını amansız bir eleştiri süzgecinden geçirir.

MADAM BOVARY (G.FLAUBERT, REALİST İNGİLİZ, 100 Temel Eser)

19. yüzyıl romanının en başarılı örneklerinden birisidir Madam Bovary. Hem ele aldığı konu, hem de Flaubert'in üslubudur metni çarpıcı kılan. Anlatılan, Emma Bovary'nin trajik hayat hikayesi ve karşılıksız aşkları gibi görünmekle birlikte Flaubert, Emma'nın şahsında, 19. yüzyıl Fransız kadınının kıstırılmış hayatını, evlilik müessesesinin insan doğasına aykırılığını, toplumsal değer yargılarının ve ahlak anlayışının ikiyüzlülüğünü ele alır.

Emma Bovary, okuduğu romanların etkisiye aristokrasiye ve büyük burjuvaziye hayranlık duyan, aristokrasinin bir parçası olmayı hayal eden ve buna ulaşmak için, çabalayan, bu sınıfa giremese de, en azından onlara yakın olmayı arzulayan bir kadındır. İçten yapılmış bir pazarlık değildir onunkisi ama bir üst sınıfa dahil olabilmesinin tek yolunu o sınıftan erkeklerle birlikte olmakta bulmuştur. Pasif, silik, Emma'nın isteklerini karşılamaktan uzak biri olan Charles ise karısının hırsı nedeniyle felakete sürüklenir.

VADİDEKİ ZAMBAK (BALZAC, REALİST FRANSIZ,100 Temel Eser)

Vadideki Zambak’, Balzac’ın olgunluk çağının en önemli eserlerinin başında gelir. Kocasıyla mutlu olmayan ama ona ihaneti de insana saygı açısından kendine yalkıştıramayan Henriette ve cocukluğunun bütün acılarını onun dizinde bir ana sevgisiyle karışık huzur içinde gideren Felix, çağlar boyunca insani sevgilere ve fedekarlıklara örnek olacak karakterlerdir. Romanın olayları 1801-1836 yılları arasında geçer. Eser, köy hayatı sakinleri arasında yer alırsa da kahramanları sadece birer köylü değildir...Aynı zamanda, Balzac’ın cocukluğunda çektiği acıların ve yıkıntıların bütün izlerini bu romanda göreceksiniz.

GORİOT BABA (BALZAC)

Altmış dokuz yaşlarında bir ihtiyar olan Goriot Baba 1813'te iş hayatını bıraktıktan sonra Madam Vauquer'in pansiyonuna çekilmişti. İlk önce şimdi Madam Couture tarafından işgal edilen tutmuş ve beş liranın eksikliği veya fazlalığı kendisi için hiçbir önem arz etmeyen bir adam sıfatıyla bin iki yüz frank pansiyon parası vermeye başlamıştı. Madam Vaupuer bu apartmanın üç odasına peşin alınmış bir para mukabilinde çeki düzen vermiş ve bu para sarı bez perdelerden, Utrecht kadifesiyle örtülü cilâlı tahta koltuklardan, çirişle yapıştırılmış birkaç resimle şehir civarındaki meyhanelerin beğenip kabul etmedikleri duvar kâğıtlarından mürekkepli kötü bir takımı güya ki kapamıştı. O zamanlar hürmetle Mösyö Goriot diye anılan Goriot Baba kötüye kullanılmaya müsait cömertliği yüzünden zamanla sıfırı tüketmiş, bu işten anlamaz bir sersem olarak görülmeye başlanmıştı..."

İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ (C.DİCKENS, REALİST İNGİLİZ, 100 Temel Eser)

Bay Lorry’nin maceralı Dover seyahati, Doktor Manette’in Bastille’den kurtulması, Doktorun güzel kızına âşık Sydney Carton ve Charles Darnay’in Fransız İhtilâli’nin korkunç girdabında yaşanan hazin öyküleri... “İki Şehrin Hikâyesi” Charles Dickens’ın, Fransız ihtilali sırasında iki şehri; Londra ve Paris’i anlattığı, ilk sayfalarından itibaren merak ve korku dolu sahnelerle örgülediği soluk soluğa bir dönem romanı...

BÜYÜK UMUTLAR (C.DİCKENS)

Romanda, ergenlik dönemine yeni bir adım atan Finn’in ulaşılmaz bir kadına olan büyük aşkı konu ediliyor. Dickens’ın romanları içinde konu ve işleyiş açısından bambaşka ve üstün özelliklere sahip bir roman. Kısa adı Pip olan Phillip, küçük bir çocukken anne ve babasının mezarı başında kaçak bir mahkumla karşılaşır. Ablasının mutfağından yiyecek çalarak bu mahkuma yardım eder. Kaçak mahkum Pip’in ona yaptığı yardımı unutmaz.


OLİVER TWİST (C.DİCKENS)


Oliver Twist, Londra yakınlarındaki yoksullar evinde dünyaya gelir. Çok zor şartlar altında yoksulluk içinde yaşar. Bir gün kimsesiz çocuklara hırsızlık yaptıran bir sokak çetesinin eline düşer. Oliver’i şimdi tehlikelerle dolu yeni bir hayat beklemektedir.

BEYAZ DİŞ (J.LONDON, REALİST AMERİKA, 100 Temel Eser)


Kuzeyin ormanlarında yaşam kavgası... Açlık ve hayatta kalma çabası... Beyaz Diş, bir kurt kırması; damarlarında hem kurt hem de köpek kanı taşıyor. Ormanda yapayanlız, hayatta kalmaya çalışıyor. Bir gün, o ana dek yaşadığı mağaranın duvarını geçip hayata atılıyor ve her şeyi en baştan keşfetmeye koyuluyor. Vahşî doğanın çetin şartları, yaratılışındaki sertliği gün geçtikçe daha çok besliyor. Ve sonunda Beyaz Diş, amansız bir kurt oluyor. Derken efendiyi, yani insanı tanıyor.

ÖLÜ CANLAR (GOGOL, REALİST RUS, 100 Temel Eser )

Çiçikov, kısa yoldan zengin olma peşine düşmüş bir düzenbazdır. O zamanın Rusya'sında bir insanın itibarı ve zenginliği, sahip olduğu canlarla doğru orantılı olduğu için Çiçikov, ölmüş fakat kayıtları henüz nüfus kütüğünden silinmemiş 'can'ları kâğıt üzerinde kalır ve bu şekilde zengin olma hayalleri kurar.
Gogol' Çiçikov'un dolaştığı bölgelerde karşılaştığı insanlar üzerinde dönemin Rusya'sının bozuk düzenini acımasızca eleştiriyor ve Rus insanının tahlilini yapıyor bu eserde. Ölü Canlar, tamamlanamamış olmasına rağmen Dünya Klasikleri arasında müstesna bir yere sahip.


ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR (ERNEST HEMINGWAY, REALİST AMERİKA, 100 Temel Eser)

İspanya’da yaşanan acımasız bir iç savaş... Cumhuriyetçi- Faşist kavgasının yol açtığı yıkım... Oluk oluk akan insan kanı.. Özel bir görevle İspanya’ ya gelen Amerikalının başından geçenler ve yaşadığı tutkulu aşk. İnsanoğlunun vahşilikte ve barbarlıkta hayvanları bile gölgede bıraktığını gözler önüne seren acı panaromalar. En hızlı savaş taraftarlarının ve savaşı bütün korkunçluğuyla yaşayanların barış özlemi...

SEFİLLER (V.HUGO, ROMANTİK FRANSIZ, 100 Temel Eser)

19 sene süren pranga mahkumiyetinden sonra şartlı olarak tahliye edilen JEAN VALJEAN, toplumdan dışlandığını görür. Sadece Digne piskoposu kendisine iyi davranır; buna karşın zorlu acı yıllar geçiren Valjean piskoposun bazı gümüş eşyaları çalarak ona ihanet eder. Valjean polis tarafından yakalanır ve geri getirilir. Piskoposun kendisini kurtarmak için yalan söylemesi ve buna ek olarak iki değerli şamdan hediye etmesi Valjean'ı çok şaşırtır. Böylece Valjean hayatına yeni bir başlangıç yapmaya karar verir.


FARELER VE İNSANLAR –ÖZET- (J. STEINBECK, REALİST AMERİKA, 100 Temel Eser)


George ve Lennie çiftliklerde dolaşarak işçilik eden iki arkadaştır. George ufak tefek, canlı, yanık tenli, keskin bakışlı bir adamdır. Lennie ise iri bir insandır. Ölgün gözler düşük ama geniş mi geniş omuzlara sahiptir. George ve Lennie iki zıt kutup oldukları halde aralarında büyük bir dostluk vardır. Bu büyük dostlukta, birlikte hep çalışarak çiftlik ararlarken kat ettikleri yollar boyunca kendini göstermiştir. Birbirlerine çok bağlanmışlardır.
George akıllıdır, işini bilir. Tabiatı sever. Lennie ise dev kuvvetine sahiptir. Fakat ruhen çocuktur. Halleri davranışları çocukçadır, aptalcadır. Lennie’nin yumuşak bulduğu her şeyi okşama alışkanlığı vardır. Bu ikisi Soledad kasabasının çiftliğinden bir iş haberi alırlar ve hemen yola koyulurlar. Oraya vardıklarında bu çiftliğin patronu bunları pekte iyi karşılamaz. Patronla kalmayıp birde patronun oğlu çıkar başlarına dert. Kendisi ufak tefek olduğundan Lennie gibi iri vücutlu insanlara gıcık kapar ve bu tip insanları hiç sevmez. Adamın adı Curley’dir. Ama Curley’nin başında da bir dert vardır. Yeni evlendiği karısı… Çiftlikte oynaşmadığı adam kalmadı, derler onun için ve gözünü yeni gelen George Ve Lennie’ye dikmiştir. Özellikle George’un çiftlikteki en iyi arkadaşları Slim’dir. Çiftliğin bunağı ise Candy denilen bir eli bileğinden kesilmiş olan bazıları için işe yaramayan yaşlı bir adamdır. George ve Lennie’nin planları bu çiftlikte bir ay çalışıp kendilerine bir çiftlik satın almaktır. Tabii Candy’i ve Candy’nin biriktirdiği parasını yanların alarak…
Üç kişinin hayali; kendi topraklarını işlemek, kimsenin emri altına girmemektir. Lennie’nin tek isteği ise evlerindeki tavşanlara bakmaktır. Çiftlikte birde seyis vardır. Ama zenci olduğu için diğer çalışanlar tarafından dışlanıyordur. Çiftlikte akşamüstü iş bittikten sonra nal oyunu oynanır. Milletin tek eğlencesi bu oyundur. O sırada Lennie samanlıkta Slim’in ona verdiği köpekle oynuyordur. Ama daha önce fareyi severken öldürdüğü gibi bu köpek yavrusunuda oracıkta aşırı sevmekten öldürmüştür. Daha sonra Lennie’nin yanına Curley’nin karısı gelir. Lennie kadınla biraz konuştuktan sonra kadın aynen “benim saçım da yumuşaktır saçımı okşa” demiştir. Lennie tuttuğu saçı bırakmadığı için kadın korkuya kapılmıştır ve çığlıklar atarak samanlığı ayağa kaldırır. Lennie’de buna sinirlenerek kadının ağzını kapatır ve onu nefessizlikten öldürür. Oradan hızlıca kaçar. Bunun üzerine çiftlikteki herkes başta Curley olmak üzere Lennie’yi aramaya çıkarlar. Lennie ise daha önceden başlarına bir olay gelirse George ile anlaştıkları çalılıkların arkasına kaçmıştır. George’u buldukları yerde öldüreceklerini bilmektedir. Lennie çocuk ruhlu olduğu için kendini savunması çok zordur. George kahrolurken Lennie’nin saklandığı yere gelmiştir bile. Lennie elindeki küçük ölü köpek yavrusuyla onu beklemektedir. George Lennie’nin arkasına ona hüzünlü hüzünlü bakar. Lennie sahip olacakları evi ve bakacağı tavşanları hayal ederken bir el silah sesi duyulur. Curley ve çalışanlar yanlarına geldikleri zaman Lennie’yi yerde ölü olarak yattığını görürler ve George’a aptal aptal bakarlar. George olayın etkisinden kurtulamaz ve teselli için Slim’le birlikte olay yerinden uzaklaşır.


DÜNYA NİMETİ (KNUT HAMSUN, NORVEÇ)


Dünya Nimeti, 1917’de çıktı. Issız toprakları canlandırmak için insan gücünün verdiği imtihanları, tabiat kuvvetleriyle çetin savaşları hikâye eden bu roman, katı ve boş topraklara düşen alın terlerinin önce kıt kanaat, giderek cömert hasadını, bu başarıdaki büyük hazzı dile getirir. Bu kitapta Hamsun 20 yüzyıl insanının destanını yazmış. Önüne bir model almadan, başaran insanın büyüklüğünü gözler önüne sermiştir..
Roman, cahil bir göçmen olan İsak’ın basit, cahil karısı İnger’le birlikte, çorak ve haşin toprakları sabırla nasıl bereketli, yeşil bir yurt parçası haline getirdiğini anlatır.

VE O HİÇBİR ŞEY DEMEDİ (HEİNRİCH BÖLL, ALMAN)

Evlilikte yakınlaşma ve yabancılaşma temasını işleyen Ve O Hiçbir Şey Demedi, romanın iki kahramanının sesleriyle ulaşır okura. Her ikisi de değişimli olarak içsel ve dışsal yaşantılarını anlatırlar. Böylece bu iki kişinin birbirine koşut giden yaşamları ve aslında birbirine ulaşmaya çabalayan bu insanların yalnızlığı açığa çıkar. Küçük bir kiralık odada karısı ve üç çocuğuyla bir arada yaşamanın sıkıntısına katlanamayan Fred Bogner, onlardan ayrılır. Kiliseye ait bir büroda telefoncu olarak çalışmaya başlar. Savaş sonrası Almanya'sının bir büyük kentinde sokakları arşınlar, içer ve oyun makinelerinde zaman öldürür. Karısıyla bir otelde geçirdiği hafta sonundan sonra ise kesin ayrılık kaçınılmaz görünür. Ancak çok geçmeden Bogner sevmekten asla vazgeçemediği karısında yepyeni bir insan bulur. Savaş sonrası Alman edebiyatının en gerçekçi ve en sarsıcı romanlarından biri olan Ve O Hiçbir Şey Demedi, Alman yazar Heinrich Böll'ü üne kavuşturan roman olarak bilinir.



BABASIZ EVLER (HEİNRİCH BÖLL)


Yazar ;romanı, savaşın dehşetini değişik bir bakış açısından sergiler. Kitapta savaş,cephelerden değil, fakat 'sonrasında', savaşın bitiminin ardından, o savaşta ölmüş babaların ve kocaların geride bıraktıkları insanların evlerinden yola çıkarılarak anlatılır. Bu bakış açısından dış dünyada 'bitmiş' olan savaş, babasız ve kocasız kalmış olanlar için hala belki de çok daha korkunç bir biçimde sürmektedir.Çocukların dulların 'yeni' yalnızlıkları, genelde yıkıma sürüklenmiş bir toplumda bireysel yıkımların üstesinden gelebilmenin zorluğu ve kimi zaman da olanaksızlığı, 'savaştan sonraki savaş'ın temel sorunlarıdır. Heinrich Böll'ün Babasız Evler'i, barışla son bulamayan savaşların sonrasız öyküsüdür.


CEMİLE (CENGİZ AYTMATOV, KIRGIZ)


Çok güzel bir kız olan Cemile , asil ve soylu bir aileye gelin olur. Fakat bir süre sonra eşi ikinci dünya savaşına asker olarak gönderilir.Gençliğini ve gelinliğini yaşayamayan Cemile küçük kayını ve köye savaştan sakat olarak dönmüş olan Mehmet ile beraber cepheye erzak taşımaya başlar. Cephede bulundukları sırada Mehmet , sürekli Cemile’nin dikkatini çekmektedir.
Çünkü Cemile eşinde bulamadığı ilgi ve yakınlığı Mehmet’te bulmaktadır. Daha sonra ikisi arasında bir aşk başlamaktadır. Bir süre sonra eşi savaştan köye döner. Cemile ise bu durum karşısında Mehmet’le birlikte köyü terk eder.


BABALAR VE OĞULLAR (TURRGENYEV, RUS-REALİST)


Eserlerinde umut, çaresizlik ve hüsran gibi duyguları yoğun olarak işleyen Turganyev romanlarının zirvesini oluşturan "Babalar ve Oğullar“da adeta yaşadığı bunalımlar çağının insan ruhundaki akislerini çizer. Eserlerinde zıt kişiliklerin, mutlulukla mutsuzluğun, maddeyle ruhun, iyiyle kötünün çarpışmasını da bütün şiddetiyle hisettirir. "Babalar ve Oğullar"da Turganyev; Nihilist (hiçbir iradeye boyun eğmeyi ilke olarak kabul etmeyen görüşlerin genel adı) bir kişilik olan Bazarov’un dünyada varolan bütün kuruluşların yıkılması gerektiğini savunarak neredeyse iki kere ikinin dört etmemesi gerektiğini hayal ederken düşünce yapısının tam tersi duygularla oradan oraya savruluşunu izletiyor bize. O kadar ki aşkı bile inkar eden bu kişi bir kadına aşık olduğunu anlayınca kendini inkar etme durumuna düşüyor.


Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)

NUTUK

1
Tür: Söylev (Nutuk)
Doğan Kitap
Beda Yayınları
Kar Yayınları
İnkılap Kitabevi
Alfa Yayınları
Karanfil Yayınları
Say Yayınları
Emre Yayınları
Sayfa Sayısı: 280-650
ISBN:


Nutuk, Mustafa Kemal'in 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının salonunda milletvekillerine hitaben yaptığı, aralıklı olarak altı gün ve toplam otuz altı saat süren konuşmanın metnidir. Gazi bu uzun ve ayrıntılı konuşmasıyla, 19 Mayıs 1919'da başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın hangi koşullar içinde yapıldığını, Cumhuriyetimizin nasıl kurulduğunu anlatır ve sayısız belgeye dayandırdığı bu tarihi konuşmasının sonunda, elde edilen başarıyı Türk gençliğine emanet eder. Nutuk, bu özellikleriyle yakın tarihimizi aydınlatan, eşsiz bir belgedir.
1919 yılı Mayısının Ondokuzuncu Günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyleydi:
Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, 1. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış, Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi 1. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat, Hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta.
....


Abbas Sayar (1923–1999)

Yılkı Atı

2
Tür: Roman
Ötüken Neşriyat
Sayfa Sayısı: 112
ISBN: 975-437-406-6

"Güçlü, hırslı bir at kişnemesi ovanın dört bir yönüne dağıldı. Dağınık düzen otlayan sekiz on at başlarını kaldırdılar ve kulaklarını diktiler. (…) İçlerinde güçlü, kuvvetlileri vardı. Kimi kahra uğramış zavallı, kimi yılkının alışığı…"
"hesaptan düşülmüş, defterden silinmiş" roman kahramanı Doru Kısrak’ın yılkıya bırakılma öyküsü ve Orta Anadolu’nun ağır kış doğasında yaşama mücadelesi, halk dilinin zengin sözcük ve deyimleriyle işlenerek, şiirsel bir anlatımla ölümsüzleştirilmiş, eşsiz bir yapıt olan "Yılkı Atı"; Abbas Sayar’ın, Sekili’de çiftçilik yaptığı yılların gözleminden yola çıkılarak yazılmış ilk romanıdır.
1971 yılında TRT Roman Başarı ödülünü alan, çok geniş okur çevresi olan "Yılkı Atı" romanını severek okuyacaksınız

Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889–1974)


Kiralık Konak

3
Tür: Roman
İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 232
ISBN: 9754700087

İmparatorluğun çöküş çanlarının sesi işitilirken kuşaklar arasında farklılaşan değer yargılarının, yaşam biçimlerinin çatışmasını sergileyen bir roman. Seniha-Faik-Hakkı Celis üçgeni. Tedirgin, yerleşememiş insanlar topluluğunun ortak ruh halleri, aranan nedenler, bulunan farklı gerekçeler.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889–1974)


Yaban

Tür: Roman
İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 214
ISBN: 9754700060

Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban'da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadele'ye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Millî Mücadele sırasında Orta Anadolu’da bir köy. Tanzimat aydınının sosyo-psikolojik özelliklerinin uzantılarını taşıyan Ahmet Celal. Kendini kurtarıcı olarak gören, halkı eğitmeyi (ya da adam etmeyi) görev edinmiş, kafasında yarattığı gerçekle yaşanan gerçeğin çatışması sonucu “yaban”laşan tipik aydındır. Yaban için 'bu eser benliğimin çok derinlerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir ' diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara'da cevap bulmaya çalışacaktır.

Sabahattin Kudret Aksal (1920–1993)


4
Gazoz Ağacı

5
Tür: Hikâye
Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 248
ISBN: 975-363-261-4

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan 100 Temel Eser arasında yer alan Gazoz Ağacı, çağdaş öykücülüğümüzün en önemli isimlerinden Sabahattin Kudret Aksal'ın ustalığını gösteriyor. Sabahattin Kudret Aksal, şairliği ve oyun yazarlığı yanında, çağdaş öykücülüğümüzün yazık ki az yazmış. Ama her yazdığında belli bir dil ve üslup kalitesini titizlikle korumayı bilmiş, alçakgönüllü ustası. Ustalığı, öykülerini topladığı iki kitabının önemli ödüller almasıyla da belgelenmiş durumda; "Gazoz Ağacı" 1955 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, "Yaralı Hayvan" ise 1957 Türk Dil Kurumu sanat armağanı'nı kazanmıştı.

Sabahattin Ali (1907–1948)


Kuyucaklı Yusuf

6
Tür: Roman
Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 216
ISBN: 975-08-0001-x

"Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu."
Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hikâyesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.

Kemal Bilbaşar (1910–1983)


CEMO

7
Tür: roman
Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 232
ISBN: 9750702689

Cumhuriyet'in ilk yılları... Doğu Anadolu'nun yaman coğrafyasında, aman vermez havasında, bin bir oyunuyla insanı coşturan, yoran doğasında yaşayan bir söylence Cemo. Kömür gözleri ocak alevi gibi yanan, kara saçları gök ışıltıları taşıyan, çatıldığında hançere dönüşen kaşlarıyla yürek yakan Cemo. Başı eğdirilemeyen, Nuh dedi mi peygamber demeyen Cemo, insanlarına da, hayatına da dişiyle, tırnağıyla sahip çıkan yiğit bir kadın. Doğu Anadolu'da bir masal gibi geçen hayatıyla edebiyatımızın simge isimlerinden biri. Kemal Bilbaşar'ın ağalık düzenindeki insanları, aşiret törelerini, inançlarını, yaşama biçimlerini olanca gerçekliğiyle yansıtan bir dille yazdığı Cemo, unutulmaz roman kahramanları arasında yer almış biri. Bir direnişin son romanı.
Türk Dil Kurumu 1967 Roman Ödülünü kazandı

Halide Edib Adıvar (1884–1964)


Sinekli Bakkal

8
Tür: Roman
Özgür yayınları
Sayfa Sayısı: 156
ISBN: 9754471053

Halide Edib Adıvar'ın en ünlü romanı, önce 'The Clown and His Daughter', 'Soytarı ile Kızı' adıyla 1935 yılında, Londra'da yayımlanmıştı. Türkçe ilk basımı 1936'da İstanbul'da yapıldı. Birçok yabancı dile çevrilen yapıt 1942'de CHP Roman Armağanı'nı kazandı.
"İlk okuyuşumda, Sinekli Bakkal’ı bir masal-roman gibi okumuş olmalıyım. Öylesi coşkun tatlar anımsıyorum."Sinekli Bakkal, kuşaktan kuşağa, bütün roman severleri adeta büyülemiş bir romandır. Bu eserde romancı, bir yasam boyu ödeştiği Doğu-Bati sorununa, kültürün, sanatın eşiğinde sentezci yordamlar aranır.
"Fonda, II. Abdülhamit dönemi ve imparatorluk başkenti İstanbul. Bir İstanbul sokağı ki, bugün yerinde yeller esiyor. Ama Halide Edib Adıvar’ın klasikleşmiş denebilecek tasviriyle o sokağı gönlümüzde yine hissediyoruz.
"Bir genç kız, Rabia. Bir müzisyen, Peregrini. Bir Mevlevi dedesi, Vehbi Dede. Alaturka ve alafranga musiki... Bunlar hepsi el ele verince, istibdada bile karşı çıkış yolu bulunamaz mı?! "İddiasını bugün de bütün inceliğiyle
koruyan bir roman..." Selim İleri

Refik Halit Karay (1888 – 1965)


Gurbet Hikâyeleri

9
Tür: Hikâye
İnkılap Kitapevi
Sayfa Sayısı: 79
ISBN: 9751001064

Güneş çoktan batmıştı; fakat çiftlik gene, sabah oluyormuş gibi, coşkunluğunu kaybetmeyen bir aydınlık içinde, kuş cıvıltılarıyla dolu, gölgesiz, üzüntüsüzdü.
Sıcak iklimlerin akşamlarında, aslında bizim sabahları duyduğumuz bir gönül açıklığı daha doğrusu, bir yaşama, rahata giriş mutluluğu vardır.
(Kitabın İçinden)

Refik Halit Karay (1888 – 1965)


Memleket Hikâyeleri

10
Tür: Hikâye
İnkılap Kitapevi
Sayfa Sayısı: 192
ISBN: 9751001064

Memleket Hikâyeleri Türk edebiyatında Anadolu'nun ilk hakiki hikâyeleridir. Anadolu "Memleket Hikâyeleri’nde bütün gerçek varlığı ve iç dünyasıyla karşımıza getirilmiştir.
( Boğaz içinin Anadolu kıyısındaki ıssız, bayır ve yarı boş köylerinden birinde bir akşamüstü Hayrullah efendi evini düşünerek bayırı çıkıyordu. Tam evine yaklaştığı anda anlına bir silah dayandı ve bir ses; - Cüzdanını ver dedi. Hayrullah Efendi de mecburen cüzdanını verdi. Cüzdanda yedi yüz elli bin olduğuna rağmen hırsız beş bin aldı ve cüzdanı yere attı. Sonrada oradan koşarak ayrıldı. Hayrullah Efendi de meraklandı ve hırsızın peşine düştü. Bir bakkala kadar izledi.) (Kitabın İçinden)

Memduh Şevket Esendal (1883–1952)


Ayaşlı ile Kiracıları

11
Tür: Roman
Bilgi Yayınevi
Sayfa Sayısı: 248
ISBN: 9754940517

'Memduh Şevket Esendal Bütün Eserleri' dizisinin ilk kitabı olan 'Ayaşlı ile Kiracıları', yazarın en önemli yapıtlarından biridir. 1946 CHP Roman Ödülü'nü de alan yapıtta Memduh Şevket Esendal, cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ankara'dan bir kesit sunar. Eğitimleri, uğraşları, dünya görüşleri farklı insanların ilişkilerini büyük bir ustalıkla sergiler; onların kişiliklerinde, dönemin bütün özelliklerini yansıtır. Memduh Şevket Esendal, Ayaşlı ile Kiracıları'nda olduğu gibi diğer romanlarında ve öykülerinde de, bireysel öğelerden bir bütüne ulaşmanın en güzel örneğini verir. Yalın ve akıcı bir dili vardır. Haklı olarak yazın tarihimizde önemli bir yer edinmiştir.

Ahmet Hikmet Müftüoğlu (1870–1927)


Çağlayanlar

12
Tür: Hikâye
Ötüken Neşriyat
Sayfa Sayısı: 144
ISBN: 975-437-090-7

"Çağlayanları bir kitap tanıtma yazısının bilinen ölçülerine göre inceleyip, değerlendiremem; elimden gelmez. Sırf aklının sağlamlığına güvenip yazanın noksanını bulmak güç değildir, yalnız öğrendiğini satanın yanlışını yakalamak daha da kolaydır. Ama aşk ile coşan bir Çağlayanın sürükleyici gücüne karşı kim durabilir! Müftüoğlu Ahmet Hikmet, sanki bir kitap yazmamış da sayfalarının arasına yüreğini yerleştirmiş. Hâlâ diri bir yürek, hâlâ büyük bir yürek! Öyle bir yürek ki, katıksız bir imanın beslediği ölümsüz ve kocaman bir sevgi ile çarptığını hâlâ duyabilirsiniz; azıcık bir kabiliyetiniz kalmışsa, ıstırabı ile hâlâ tutuşabilirsiniz; Böyle bir kitap için ne yazılır, hele bencileyin bir garip ne yazabilir... Hiç!.. Sadece okunmasını isterim."
(Galip Erdem)

Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864- 1944)


Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç

13
Tür: Roman
Özgür yayınları
Sayfa Sayısı: 376
ISBN: 9754470456

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (Evlenme)'de 1910 Halley kuyruklu yıldızının dünyaya yaklaşmasıyla, bu olayın İstanbul'da yarattığı heyecan anlatılır. Yazar bu olayı eğlendirici bir anlatımla verirken, bilimin ve düşüncenin savunmasını da yapmaktadır.

Halide Edib Adıvar (1884–1964)


Mor Salkımlı Ev

14
Tür: Roman
Özgür yayınları
Sayfa Sayısı: 301
ISBN: 9754470766

Mor Salkımlı Ev, yakin tarihimizin ruh iklimini anlamak, kavramak ve o iklimde yasamak açısından essiz bir ani kitabidir. Burada Halide Edib, kendi çocukluğunu, yetişme yıllarını, ilk yazılarını, ilk evliliğini, esinden ayrılışını, Milli Mücadele'ye hangi sebeplerle başlandığını kaleme getirirken; bir yandan da imparatorluğun son dönem peyzajını çizer.
Bu eser, 'Hürriyet İmtihanı’ndan kim bilir kaç kez alnının akıyla geçmiş bir yazarın, o hürriyet imtihanına savruluş çağını dile getirmektedir."
Selim İleri

Reşat Nuri Güntekin (1889–1956)


Çalıkuşu

15
Tür: Roman
İnkılap Kitapevi
Sayfa Sayısı: 408
ISBN: 9751000122

ÇALIKUŞU, Reşat Nuri Güntekin'in en yaygın ününü kazandığı ilk romanı. Romanda, iyi öğrenim görmüş bir İstanbul kızının, Anadolu'nun çeşitli köy ve kasabalarında öğretmen olarak yaşadığı serüven anlatılır. Dekorun yer yer büyük bir güç taşımasına karşın, Çalıkuşu duygusal bir sevgi öyküsüdür. Serüven yönü ağır basan bu romanda, kişilerin duygu dünyaları, ülke gerçeklerinden soyutlanmadan verilir. Çalıkuşu, her yaştan insanın rahatlıkla okuyup sevebileceği önemli romanlarımızdan biridir. Feride, güzel insanların sevgilisidir. Çalıkuşu bir ışıktır...

Reşat Nuri Güntekin (1889–1956)


Anadolu Notları

16
Tür:Seyahat (Gezi yazısı)
İnkılap Kitapevi
Sayfa Sayısı:287
ISBN: 9751002850

Reşat Nuri Güntekin'in, Anadolu'nun sosyal ve kültürel hayatıyla ilgili çeşitli gözlemleri. Yazar, Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişliği sırasında, uzun yıllar boyu Anadolu'da yaptığı gezilerin sağladığı gözlemlerinden bir bölümünü bu kitapta toplamıştır. Özellikle Anadolu'da sık sık rastlanan tuluat tiyatrolarına da değinilen kitap, yazarın çeşitli yazılarından oluşuyor.

Peyami Safa (1899–1961)


Fatih Harbiye

17
Tür: Roman
Ötüken Neşriyat
Sayfa Sayısı: 128
ISBN: 975-437-023-0

Yazar bu romanında Tanzimat` tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir.

Peyami Safa (1899 – 1961)


Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

18
Tür: Roman
Alkım Yayınevi
Ötüken Neşriyat
Sayfa Sayısı: 124 -110
ISBN: 9756363827

Roman, yalnız ve hasta bir çocuğun ızdırabını, çocukça aşkını ve kıskançlığını; mutlu olmak isteyen bir genç kızın temiz sevgisini; inanmak arzusu bütün benliğini saran bir insanın kuruntularını ve çıplak hastane duvarı gerisindeki hıçkırıklarını anlatır.
İnsanın ruhuyla bedeni arasındaki korkunç ilişkiyi anlatıyor Peyami Safa. Mutlulukların ve felaketlerin bu derece kuvvetli anlatılabilmesi unutulmaz klasikler arasına sokuyor bu kitabı. Çünkü sevildiğini hissetmenin yarattığı mucizeler var bu sayfalarda.

Kemal Tahir (1910 – 1973)


Esir Şehrin İnsanları

19
Tür: Roman
İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 464
ISBN: 9752730760

'Esir Şehir Üçlemesi' edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir'in başyapıtlarındandır. Her büyük ve klasik yapıt gibi, bir ya da birden çok problematiği mükemmel bir biçimde işleyen bu nehir roman dizisinin ilk kitabı olan 'Esir Şehrin İnsanları'nda Kemal Tahir, Mütareke Dönemi Osmanlı aydınının ve İstanbul'unun destansı direnişinin ve mücadelesinin benzersiz bir fotoğrafını çekmektedir.
Kurtuluş Savaşı öncesinin anlatıldığı pek çok roman yazılmıştır kuşkusuz, ama hiçbiri bu denli edebi ve ölümsüz olamamıştır.
'Türkiye'yi, Türkleri sahiden tanımak isteyen yerli yabancı herkes Kemal Tahir'i okumak, anlamak zorundadır.' (Halit Refiğ)

Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) (1890 – 1973)


Aganta Burina Burinata

20
Tür: Roman
Bilgi Yayınevi
Sayfa Sayısı: 208
ISBN: 9754941882

'Balıkçılar, sünger avcıları, dalgıçlar, gemiciler... Halikarnas Balıkçısı'nın hikaye ve romanlarıyla gelen bu tipler, sadece edebiyata ilk kez geldikleri için ilginç değillerdir. Balıkçı, denize bağlı olarak, güzelliği, özgürlüğü, başkaldırıyı, insanoğlunun geçmişteki ve gelecekteki arayışlarını, kayıplarını, bunalımlarını, korkularını, ışığı kırar gibi kendiliğinden alabildiğine etkin bir anlatımla ortaya koyarak, çağdaş insancıl bakışla eski uygarlıklar arasındaki bağları göstermiştir.'

Sait Faik Abasıyanık (1906 – 1954)


Kumpanya / Kayıp Aranıyor

21
Tür: Hikâye
Bilgi Yayınevi
Sayfa Sayısı: 240
ISBN: 9754941211

Bu kitap, Sait Faik'in, üç öyküden oluşan 'Kumpanya' kitabıyla, roman diyebileceğimiz uzun soluklu bir öykü olan 'Kayıp Aranıyor'u bir arada okuma şansını veriyor. Tuluat tiyatrolarımızın, bütün yönleriyle anlatıldığı 'Kumpanya'daki diğer iki öykü, toplumsal eleştiri, insanın değeri üzerinde bazı tartışmalar ve Grenoble yaşamından alınmış görüntülerle örülmüştür.
'Kayıp Aranıyor'da; yalansız, dolansız, özgür bir yaşayışı özleyen; çevresine, törelere önem vermeyen ve mutluluğu arayan Nevin'in yaşamı, bir bakıma Sait Faik'in yaşamıdır. Nevin, bulamadığı mutluluğun ardında geçen yaşamından, kayıplara karışarak kurtulur. Sait Faik de ölümle uzaklaşmıştır bu arayıştan.

Samim Kocagöz (1916–1993)

Kalpaklılar

22
Tür: Roman
Dünya Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 352
ISBN:

Kalpaklılar, Samim Kocagöz’ün Kurtuluş Savaşımızı destansı bir dille anlattığı, tarihimizin önemli bir bölümüne tanıklık eden yaşamış kahramanların da yer aldığı belgesel bir roman.
Doludizgin’le bir bütün oluşturan Kalpaklılar’da Kurtuluş Savaşı, İzmir’in işgalinden başlanarak anlatılıyor. Bağımsızlık hareketi, iç ayaklanmalar, Kuvayı Milliye ruhu, Kurtuluş Savaşı’nın örgütlenme evresi Kalpaklılar’da; sonraki zorlu dönem ise Doludizgin’de veriliyor. Kocagöz, çocukluğunun bu zor günlerini sadece kendi çocuk gözüyle değerlendirmemiş; Kalpaklılar’ı belgelere dayandırarak ve tanıklardan dinleyerek oluşturmuştur.
Kurtuluş Savaşı’nda, Kuvayı Milliyecilerin sembolü durumuna gelen 'kalpak', Samim Kocagöz’ün romanına ad olmuştur; çünkü Kurtuluş Savaşı serüveninin ayrıntılarıyla işlendiği bu romanın ana izleklerinden olan Kemalistlerle padişah yanlıları, başlarındaki sarık veya kalpakla birbirinden ayırt edilirmiş. Kocagöz’ün böyle güçlü bir simgeyle adlandırdığı romanı, okuyucuya her satırda tarihin sayfalarını yavaş yavaş açarken gösterilen özeni ve duyarlılığı hissettirir. Böylece Kurtuluş Savaşı anıları, Samim Kocagöz’ün elinde her yönüyle işlenilen destansı bir romana dönüşmüştür.
'Samim Kocagöz’ün asıl başarısı, birbirini tamamlayan sayısız olayı romanın gelişimi içinde birbirine bağlayarak kimi savaş sahnelerinde, ‘ateş hattı’ndaki insanı kişi olarak da koyabilmesidir.' (Şükran Kurdakul)

Bahaettin Özkişi (1928–1975)


Sokakta

23
Tür: Roman
Ötüken Neşriyat
Sayfa Sayısı: 152
ISBN: 9754370087

'Sokakta',1975 yılı 'Peyami Safa Roman Yarışması'nda 'Başarı Ödülü' almış bir eser.
Konusunu geçtiğimiz son yüzelli yıldan alan bu kitapta, aldatılmış insanlığın hikâyesi, bir kenar sokakta meydana gelen olaylara anlatılmaya çalışılmış. Şu var ki, karamsar değil yazar. Sanki, birbirine zıt kuvvetlerin ortaya çıkaracağı mutlulukları inançla bekliyor.

Necati Cumalı (1921 - )


Tütün Zamanı

24
Tür: Roman
Çağdaş Yayınları
Sayfa Sayısı: 255
ISBN:

Edebiyatın her dalında verdiği birbirinden başarılı ürünlerle Çağdaş Türk Sanatının önde gelen adlarından biri olan "Necati Cumalı", "Tütün Zamanı" genel adı altında düşündüğü üçlünün ilk romanı "Zeliş"te çarpıcı bir aşk öyküsünü eksen alarak tütün ekicilerinin özel yaşayışlarını yansıtıyor. Romanın yayınlandığı günden beri aşkını, aile çevresine bütün bir kasaba halkına karşı, tek başına, cesaretle savunan "Zeliş" Türk Edebiyatının en sevilen kadın kahramanlarından biri oldu. 1960'ta sinemaya 1973'te televizyona aktarılan "Zeliş", arkası yarın programına uygulanarak Türkiye radyolarında tekrar tekrar yayımlandı.

Tarık Buğra (1918–1994)


Küçük Ağa

Tür: Roman
İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 479
ISBN: 9750501985

Küçük Ağa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, siyasal karar ve tartışma merkezlerinin uzağında, Kuvvacı/Millici denilen, ama ne oldukları, neyi temsil ettikleri pek bilinmeyen birilerinin açtığı savaşa katılıp katılmamanın vebalini tartarak bir karar verme durumunda kalan insanları anlatır. Asırlardır sadece “halife-i ruyi zemin”in, padişahın açtığı sancağın altında savaşılacağı bilgi ve inancıyla yaşamış taşra insanlarının, halife-padişah çağrısının yokluğunda ve işgal haberleri yayılırken yaşadıkları ikilemlerin, açmaz ve iç çalkantıların, kendileri ve kaderlerine sahip çıkma hakkında yeniden düşünmek zorunda kalışlarının hikâyesidir. Tarık Buğra’nın kendi deyişiyle Küçük Ağa, destanlara yakışır bir konuyu ele almasına rağmen, destan değil, gerçekliği anlatan bir romandır. İttihatçıların ve Kuvvacıların değil, inanç ve gelenek kalıtıyla baş başa, ilk kez kendisi ve kendi adına geleceği için karar vermeye çalışan bir ahalinin “kahraman”ı olduğu bir roman. Şimdilerde Küçük Ağa’yı okumak, güncelliğini bir kez daha kazanmış bir öyküyü, sorunsalı yeniden okumak demektir

Fakir Baykurt (1929–1999)


Kaplumbağalar

26
Tür: Roman
Adam Yayınları
Sayfa Sayısı: 352
ISBN: 975-418-402-x

Kaplumbağalar Türk köylüsünün yaratıcı gücüne inancın romanıdır; hiç sürülmemiş, üzerinde ot çöp kalmamış, pur taşlarıyla dolu topraklarda bağ yetiştirenlerin (...) Bozkırın rengini değiştirenlerin romanı... Fakir Baykurt köylülerin yaratıcı gücünü gösterebilmek için, kavganın tabiatla insan arasında olmasına özellikle önem vermiş; köylülerin 'kara toprağın rengini değiştirmek' için giriştikleri mücadelede bir sınırlayıcı güçle karşılaşmamalarını istemiş. Alevi köyünü seçmesi sanırım bundan: Ağa da yok. Egemen güçlerin temsilcisi, çıkar koruyucusu bir muhtar da yok; Muhtar Battal, köylülerin ortak çıkarları için, köylülerle birlikte çalışan herhangi bir köylü.

Orhan Hançerlioğlu (1916–1991)


Bordamıza Vuran Deniz / Yedinci Gün

27
Tür: Roman
Remzi Kitabevi
Sayfa Sayısı: 192
ISBN: 9751407281

Bordamıza Vuran Deniz
Antep'ten İstanbul'a göçen bir ailenin beş çocuğundan her biri, aradan geçen yirmi beş yıl içinde, kendine farklı bir hayat yolu çizmiştir. Kardeşlerden yalnızca Sedat ve Vedat kendi özkimliklerini sorgular, ikisi de benlik yitimine karşı kendi yöntemleriyle mücadele ederler... Ama aralarından biri, mücadeleden kendi isteğiyle vazgeçecektir...
Yedinci Gün
Ömer, Bakanlıkta Müsteşar'a bağlı olarak çalışmaktadır. Düzenli bir hayatı vardır. Ama öldürücü rutinlikten sıkılmakta, adeta boğulmaktadır. Ve bir gün Müsteşar'ın suratını üç yumrukta darmadağın edip, İstanbul uçağına tek gidiş bir bilet alır. Uçak bulutların üzerinde yükselirken, Ömer'in önünde çok farklı bir kimliğin kapıları aralanmaktadır. (Arka Kapak)

Cahit Uçuk (1909–2004)


Türk İkizleri

28
Tür: Roman
Bilge Kültür Sanat
Sayfa Sayısı: 270
ISBN: 9758509500

Kitabın kapağını açar açmaz bir sevgi ve güzellik bulutu sizi sarıveriyor. Anadolu'nun şirin bir köyünde yaşayan babasızlığın ezikliğini kalplerinde duyan ama hayata dört elle sarılan ikiz kardeşler Durak ve Parlak'ı tanıyıp da sevmemek mümkün mü?
Fatma bibi ve ikizlerin hikâyesi böylesine güzel, böylesine seçkin ki, ülkemiz sınırlarını aşıp dünya edebiyatına mal olmuş.
Hepimizin böyle sıcak, sevgi ve dostluk yüklü satırları okumaya ihtiyacı var. Hele tatlı bir sürprizle sona eriyorsa...
'Milletlerarası Andersen Çocuk Kitapları Ödülünün şeref listesinde iki yıl önce Eflatın Cem Güney'in 'Açıl Sofram Açıl' adlı masalı, bu yıl da Cahit Uçuk'un 'Türk İkizleri' adlı romanı yer aldılar. Büyükler için yazılan romanlarımızın hiçbiri böyle, milletlerarası ödüller kazanamazken, iki çocuk kitabının ardı ardına şeref listesinde yer almasını büyük bir 'kültür zaferi olarak selamlamalıyız.
Vedat Nedim Tör-Tercüman Gazetesi,1958
'Türk İkizleri' İngiltere'de ve bütün İngilizce konuşan memleketlerde okunuyor. 1958'de Avustralya Milli Eğitimi tarafından okul eğitim öğretimi için, radyo-televizyon yayınları programına da alınmıştır. Son zamanlarda 'Türk İkizleri'nin Münih'de The National Section for the Hans Christian Andersen - Award teşkilatı tarafından açılan yarışmada 'Onör=Şeref' ödülü aldığı bildiriliyor.

Rıfat Ilgaz (1911–1993)


Karartma Geceleri

29
Tür: Roman
Çınar Yayınları
Sayfa Sayısı: 219
ISBN: 9753480245

Karatma Geceleri, 1944 lerin İstanbul unda, Alman milliyetçiliğinin arttığı, dünyayı ateşe veren savaşın kapımıza dayandığı günlerde, hakkındaki iki tutuklama kara

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yoğunluk Ölçümü [Gıda Müh.]

31/3/2009

Yoğunluk Ölçümü [Gıda Müh.]


Özet:
Yoğunluk, hammaddenin proses için uygun olup olmadığını gösteren kriterlerden biridir. Hammadde proses öncesi her işletmede basit işlem ve hesaplamalarla yoğunluk özelliklerine göre ayrılmaktadır.
Laboratuar ortamında gerçekleştirilen bu deneyde patates sebzesinin yoğunluğu suyun kaldırma kuvveti kanunundan yararlanılarak hesaplanmıştır. Hesaplamalar sonucunda ölçüm yapılan 4 ayrı patates örneğinin yoğunlukları sırasıyla 1,032485; 1,055375; 1,063411; 1,078951 gr/ml olarak hesaplanmıştır.

Giriş ve Literatür:
Kaldırma kuvveti bir akışkan içinde bulunan (yüzen) bir cisimlere aşağıdan yukarı doğru, düşey olarak etki yapan kuvvettir.
Yoğunluk belirli bir madde yada cisimde kütlenin hacime oranıdır. Boyutlarına göre hafif olan maddelerin yoğunlukları düşük, boyutlarına göre ağır olan maddelerin yoğunlukları yüksektir. Ayrıca yoğunlukları sudan az cisimler suda yüzerler.
Sıvılar için yoğunluk ölçüm metotlarından biri hidrometre ile ölçümdür. Hidrometre sıvıların yoğunluğunu ölçen bir alettir. Bu alet bir ucu şişkin ampul biçimli olan uzunca silindirik bir borudur. Borunun iki ucuda kapalıdır. Şişkin ucu içine çoğunlukla ince saçma tanelerinden oluşan bir ağırlık konmuştur. Bunun yardımı ile alet ölçümü yapılacak sıvıya konunca düşey olarak yüzer. Aletin silindirik bölümü üstünde, kenarlarına yoğunluk belirten sayılar yazılmış ve bölüm çizgileri çekilmiştir. Arşimet kanununa göre sıvının yoğunluğu ne kadar büyükse hidrometreyi o kadar yukarı kaldıracak ve aletin sıvıya batan bölümünü o oranda az olacaktır. Bir sıvı içinde dengede duran hidrometrenin sıvı yüzeyine rastlayan bölüm çizgisi karşısında okunan sayı o sıvının yoğunluğunu verir.
Sıvılar için diğer bir yöntemde pikmometre ile ölçümdür. Bu yöntemde bilinen hacimde cam bir tüp yoğunluğu ölçülecek olan sıvı ile doldurulur ve sıvının ağırlığı bulunur. Ağırlık / hacim oranından yoğunluk bulunur. Mohr terazisi yönteminde ise bir terazi okuna havada karşı ağırlıkla dengelenen küçük bir cam silindir asılır. Silindir sıvı içine daldırıldığında denge bozulur. Terazi ile konumuna, üzerinde eşit aralıklı dokuz kertik bulunan ok boyunca yerleri değiştirilen çatallar yardımı ile getirilir; bu çatalların farklı ağırlıkları vardır. Okun ucunda yer alan en büyük çatal saf suyun silindir üzerindeki itme kuvvetini dengeler diğer üç tanesi 10, 100 ve 1000 kez daha hafiftir. Belirli bir sıvı için teraziyi denge konumuna getiren çatalların ağırlık ve konumu üç ondalıklı olarak doğrudan yoğunluğu verir.
Gazların yoğunluğu ise genellikle havaya göre hesaplanır. Regnault yönteminde aynı sıcaklık ve basınç koşullarında hacmi bilinen ve önce hava sonra da yoğunluğu ölçülecek gazla doldurulan bir balonun kütlesi belirlenir. Bunsen yönteminde ise graham yasasına göre belli bir gaz hacminin ince çeperli küçük bir delikten akış süresi yoğunluğunun kare köküne eşittir.
Katılarda ise yoğunluk ölçümü prensibi ağırlığı bilinen katı cismin sıvı içine daldırılması sonucunda taşan akışkanın hacminin katı cismin hacmine eşit olmasına dayanır. Volumenometre yönteminde ağırlığı bilinen katı bir cisim kısmi olarak sıvı ile dolu, geniş ağızlı, cam bir tüpe yerleştirilir ve sıvı seviyesindeki artış katının hacminin belirlenmesini sağlar. Piknometrik yöntemde ise katının hacminin bulunmasıyla yoğunluğa geçilir. Kaldırma kuvveti yöntemi; immersiyon sıvısının yoğunluğu, katı cisim sıvı içerisinde dengeye gelene kadar ayarlandıktan sonra örnek yoğunluğunun tam bir tahmini yapılır. Bu şartlar altında sıvının ölçülen yoğunluğu katının yoğunluğuna eşit olacaktır.

Materyal:
Bu deneyde
• 4 adet patates
• Terazi
• Beher
• İp
• Kelebek
kullanılmıştır.

Metot:
• Patatesin ağırlığı ölçülüp kaydedilmiştir.
• Beher su ile doldurulup tartılmıştır.
• Suyun sıcaklığı ölçülmüştür.
• Patates iple bağlanıp kelebeğe tutturulmuştur.
• Patates su dolu behere daldırılmıştır.
• Patates beherin dibine değmeyecek, tamamen suyun altında kalacak şekilde sabitlenmiş ve bu şekilde tartılmıştır.
Sonuçlar:
Ekler bölümündeki formüller kullanılarak tablo1’deki sonuçlar 23OC’de elde edilmiştir.

Tablo1: Deney sonuçları
Örnek no Patates Ağırlığı Beher+su ağırlığı Beher+su+patates ağırlığı Kaldırma Kuvveti Hacim(ml) Yoğunluk
1 274,78gr 1005,26gr 1262,08gr 256,82 266,1347 1,032485
2 133,36gr 1005,26gr 1127,2gr 121,94 126,3627 1,055375
3 121,89gr 1005,26gr 1115,87gr 110,61 114,6218 1,063411
4 183,69gr 1005,26gr 1169,55gr 164,29 170,2487 1,078951

Sıvının yoğunluğu: [(su+mezür)-(mezür)]/su hacmi
=(149.31-101.06)/50
=0.965 gr/ml
Tablodanda görüldüğü gibi patateslerin yoğunlukları 1.03 ile 1.07 arasında değişmektedir.

Tartışma:
Deney sonunda elde edilen sonuçlar arasında dengesizlik ve patatesin literatür yoğunluk değeri olan 1.085 gr/ml’den sapmanın sebepleri deney anında yapılan hatalardan ileri gelmektedir. Kelebeğe tutturulan patatesin tamamen su içerisine batırılmasına, tartımlar arasında patates yüzeyinde tutularak kaybolan su kadar behere eklenmesine ve tartımların doğru yapılmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca patatesin tazeliği de yoğunluk farkını yaratan etmenlerden biridir. Beklemiş patatesle tarladan yeni toplanmış patatesin yoğunluk farkı farklıdır. Üretim için optimum değer saptanmalı ve bu değer tüm hammadde geneline yayılmalıdır

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İnşaat Mühendisliği-Zemin Mekaniği Ders Notları

31/3/2009

İnşaat Mühendisliği-Zemin Mekaniği Ders Notları


http://rapidshare.com/files/46858607...ani__287_i.rar

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı